Doğurmak için neye ihtiyacın var?

Doğurmak bedenimizin kendi kendine gerçekleştirdiği, tıbbi bir aksilik olmadığı sürece tıkır tıkır ilerleyen ve kadın bedeninden doğal olarak akan fizyolojik bir süreç. Tüm bu kendiliğindenlik ve doğallığın yanında günümüzün tıbbi desteği bizleri çok daha güvende hissettiriyor. Artık tarlada doğurmuyoruz. Artık doğumlar çok daha güvenli. Artık anne ve bebek kayıpları çok daha az. Artık kadınlar doğumları kendilerinin değil doktorların yapacağını sanıyor. Kendilerine, bedenlerinin bebeklerini doğurabilme yeteneklerine güvenlerini neredeyse kaybetmişler. Doğum sanki bir fıtık ameliyatı gibi duygusuzlaşmış. Kendi başta olmak üzere, kimse anne adayının içsel gücüne inanmaz olmuş. Doğumda hedeflenen sadece fizyolojik sağlık, doğal doğum yapmak isteyen kadınlar “organik” olmuş.

 

Bir zaman makinesi olsa ve tarlada ya da evinde doğuran o kadını uzay üssü gibi döşenmiş, ya da o çirkin fayanslı doğumhanelerimizden birine soksak acaba nasıl olur? Çömelerek doğurmak istese de, biz onu illa doğum masasına alsak acaba bize kızar mı? Bu teknolojinin hepsi her zaman iyi mi? O kadar beyaz ışık olmadan doğum olamıyor mu? Bir kadın hem hastane ortamında, hem de doğal olarak doğuramaz mı? Hastanelerimizde anne ve bebeğe saygılı doğum ortamları yaratmak bu kadar zor mu?

 

Biz alışmışız. Böyle gelmiş böyle giderciyiz. Sistemin bize dayattığını sevmesek de, arkasından söylensek de seve seve yaparız. Bazen de mecbur kalırız. Hem masumuz, hep yetimiz, bazen isyan etsek de, çoğu zaman etkisisiz. “Normal doğum istiyorum ama…” ile devam eden cümleler kuruyoruz. Aması maması yok demek istiyorum sayın seyirciler. Haklarınıza sahip çıkın. Okuyun, araştırın, bilgiden korkmayın. En önemlisi de doğurmak için gerçekten neye ihtiyacınız var onu düşünün…

 

Çok lüks bir hastaneye mi, en pahalısından bir sağlık ekibine mi, doğuma seninle birlikte gelecek arkadaş ve akrabalara mı, ağrı kesiciye mi… O tarlada doğuran kadını içinden çıkartmak için neye ihtiyacın var? Evet doğurmak için cici kızlıktan biraz sıyrılman, ses çıkartman, yürümen, çömelmen, ağlaman, gülmen, sallanman, giyinmen, soyunman, tuvalette oturman, topta zıplaman, duşa girmen, çıplak olman, kendi içinde kaybolman, doğum sancısıyla bir olman, onunla akman, bazen yapamayacağını düşünmen, üşümen, terlemen, kusman, vazgeçmen, sonra tekrar güçlenip devam etmen gerekebilir. Tüm bunları yapabilmek için senin neye ihtiyacın var? Kendini içinden yükselen ve durmadan daha da güçlenerek devam eden bu hislere teslim edebilmek için neye ihtiyacın var? Günlük hayatındaki senin dışına çıkman ve seni sadece içgüdülerinin yönettiği bir sürecin içinden geçmen için neler sana yardımcı olur?

 

Hastaneye tebriğe geleceklere dağıtacağınız bebek şekerlerini en ucuza nereden alacağınızı düşünmek yerine doğurmak için nelere ihtiyacını olduğunu düşünün. Doktorunuza sorularınız “acaba saçımı boyatabilir miyim ya da uçağa binip seyahat etmek için hala fırsatım var mı”dan bir adım öteye geçsin. Hastane çantasına ne koyacağınızı o kadar çok düşüneceğinize, doğum sürecinizin daha rahat geçmesi için nelerin size yardımcı olabileceğini düşünün… Çünkü doğumu yapacak olan sizsiniz.

 

Bu yazım 9 Aralık 2015 tarihli Ht hayatta yayınlanmıştır.

Bu yazıyı paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrPin on PinterestShare on Google+Print this pageEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.