Emzirmeye başlama hikayesi

Geçtiğimiz hafta sonu asistanı olduğum İçsel Doğum Doula ve Doğuma Hazırlık Rehberliği eğitiminde emzirme ve lohusa konularını işlemeye başladık. Konu emzirmeye gelince ebe arkadaşlarımızdan biri çalıştığı hastanede yaşadığı trajikomik bir hikayeyi bizlerle paylaştı.

Hikaye şöyle: Ebe arkadaşımızın hastanede nöbetçi olduğu sırada yanına bir teyze geliyor ve refakatçisi olduğu yeni doğum yapmış olan annenin sütünün gelmediğini söylüyor. Bunun üzerine ebe arkadaşımız annenin emzirmeye devam etmesini, ne kendisinde, ne de yeni doğan bebeğinde herhangi bir sıkıntı olmadığını, her şeyin normal olduğunu belirtiyor. Aradan yarın saat geçmiyor refakatçi teyze yılmadan ısrarla tekrar geliyor ve annenin sütünün olmadığını yineliyor. Aldığı cevap aynı. Arkadaşımız yeni doğum yapmış annenin sütünün olduğunu, panik yapmaya gerek olmadığını ve emzirmeye devam etmesi gerektiğini yinelenerek teyzeyi odaya geri yolluyor. Bir süre daha geçtikten sonra teyze tekrar gelip yana yakına aynı şeyleri söylüyor. Şaşkına dönen ebe arkadaşımız annenin sütünün olmadığından nasıl bu kadar emin olduğunu sorduğunda ve teyzenin cevabı “emiyorum, emiyorum memeden süt gelmiyor” oluyor.

Güler misin, ağlar mısın… Acaba o teyze kimdi? Umarım kayınvalidesi değildir.

Gerçekten aklım almıyor, nasıl bir zihniyet, nasıl bir cehalet yeni doğum yapmış annenin sütü geliyor mu acaba diye memesini emer. Kadının emzireceği varsa da emzirmez, emziremez, gelen süt kaçar gider. Hijyenden uzak, mikroplara açık bu durum yenidoğan için de oldukça tehlikelidir. Doğumda, emzirme sürecinde, lohusalıkta mahremiyet falan diyoruz ya, fıkra gibi yaşanmış bu emzirmeye başlama hikayesinde mahremiyet yaşanan olayın yanından bile geçmiyor.

Doğum sürecinin daha rahat ve normal ilerlemesi için nasıl mahremiyete ihtiyaç varsa, emzirme döneminin de rahat başlayabilmesi ve sorunsuz ilerlemesi için aynı şartlar gereklidir. Olay aslında tamamen hormonlarla ilgilidir. Rahimden bebeğin dışarı çıkmasını sağlayan oksitosin hormonu, memeden sütün dışarı çıkmasını sağlar ve bu hormon çok çekingendir. Aşk hormonudur, gizlilik sever. Oksitosin yeterli salgılanmalıdır ki rahim kasılsın ve doğum güzelce ilerlesin. Aynı şekilde emzirme sürecinde de annenin bedeninde yeterli salınmalıdır ki süt memeden dışarı çıkabilsin.

Aşk, sevgi hormonu olan oksitosin anne ve bebeğinin ten tene teması, göz kontağı ve bebeğin emmesi ile artar. Dikkat; teyzenin emmesi değil, bebeğin emmesi! Bu yüzden anne ve bebeğinin aynı odada kalması, emzirme sırasındaki tensel teması (bebek çıplak olarak annenin çıplak göğsüne konur) ve bu tensel teması rahatça yapabileceği mahremiyet ortamı çok önemlidir. Emzirme döneminde salgılanan bu hormon sayesinde rahim kasılmaya devam ederek küçülmeye başlar. Bu şekilde emzirme doğum sonu kanamayı azaltır ve anne rahminin eski halini almasını kolaylaştırır.

Stres ve kaygı oksitosin hormonunun salgılanmasını durdurur. Durmadan sütünün yetmediğin, sütünün gelmediğini, bebeğin doymadığını söyleyen kişiler yüzünden strese giren ve bebeğine yeterli sütü üretemediğine inanarak kaygılanan annenin sütü gelmez.Zaten doğumu takip eden ilk üç – dört gün (bu süre kişiden kişiye değişebilir) gelen sıvı süt değil, kolostrumdur. O da memeden şelale gibi akmaz. Kolostrum gelirken memeler daha yumuşaktır, süt geldiğinde ise memelerde doluluk hissedilir derecede artar.

Sözün özü; yazımın başında anlattığım hikayedeki gibi durumların ve başka sıkıntıların yaşanmaması için, kadınlar olarak bizlerin bilinçlenmesi ve hayatımızın belki de en özel dönemleri olan doğum, emzirme ve lohusalık konuları hakkında hamilelik sırasında bilgilenmemiz gereklidir. Hamileyken sadece doğuma odaklanmayın. Bebeğiniz birkaç saatte doğacak ama emzirme ve lohusalık uzun bir süre devam edecek. Son olarak tavsiyem; refakatçi teyzelere dikkat!

Bu yazım 16 Eylül 2015 Ht Hayatta yayımlanmıştır.

Bu yazıyı paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrPin on PinterestShare on Google+Print this pageEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.