Pozitif Doğum Hikayeleri

Günlerden 19 Kasım 2015 Perşembe

 39+0 dayız.40.hafta başlamış. Takvim tahmini doğum tarihine 7 gün kaldığını gösteriyor.

Son haftayı oldukça aktif geçirdik eşimle , dışarıda kahvaltılar ettik , Kadıköy / Moda keyiflerimize devam ettik , doğumdan bir gün önce sinemaya bile gittik :) Ertesi gün oğlumuzla kavuşacağımızı biz de bilmiyorduk ; ama artık bekliyorduk.

Oğlumla ” artık gelebilirsin oğlum , seni bekliyoruz ” şeklinde konuşuyordum.

38+6 ‘ da yani 18 Kasım Çarşamba akşamı saat 9 gibi nişanımın geldiğini fark ettim.Demek ki artık doğum yakın diye sevindim. Rahatladım…Artık kavuşma için hazır bekliyorduk. ( Son haftalarda bebeğinizle kavuşma isteğiniz en üst seviyeye ulaşıyor ve anne adayı sabırsızlanmaya başlıyor. Hepsi çok güzel , çok özel duygular… ) O akşam sevdiğim bir yazarın romanını okudum , gayet sakin ve huzurlu bir şekilde sabaha gözlerimi açtım.

 

Belimin arka kısmında kuyruk sokumuna doğru hafif ağrı hissettiğimi fark ettim.Saat 11.30 ‘ da  doktorum Gülnihal Bülbül ile randevum vardı. Muayeneye gittiğimde açıklığın 1 cm olduğunu söyledi.Kaslarımı kastığımı ve kas spazmı yaşadığımı da ekledi. Belimdeki ağrı hissinin nedeni de buymuş.Eşimin yapabileceği , eğitimde de gördüğümüz bir masaj gösterdi.Bekleyeceğimizi söyledi.Akşam da olabilirmiş , bir iki gün de sürebilirmiş. esprili bir dille doğum ekibi için kek pişirmemi , günü güzel , sakin ve rahat bir şekilde geçirmemi tavsiye etti. ( Keki pişirebilseydim güzel olacaktı ; ama keke konsantre olabilecek enerjim hiç olmadı eve gelince ; ama pişirebilenler olduğunu da duymuştum eğitimde , ben yapamadım :))) )  Doktordan çıkınca eve yürümeye karar verdik.Doktorun muayenesi ile ev arası oldukça yakın , 15 dakika kadar sürüyor. Sabah kahvaltı etmemiştim.Nedense iştahım yoktu o gün.Eve yürürken yiyecek bir şeyler canım çekti.Paketin hazırlanmasını beklerken , ağrılar biraz daha hissedilir olmaya başlamıştı.Sanırım onlar dalgaydı :) ( Evet , dalgaymış , o anlarda hiç anlayamadım : ) Ben yalnızca belime bir ağrı saplanıyor sonra geçiyor diye düşünüyordum ve hep daha şiddetli bir acı bekliyordum. Sanırım ondan da anlayamadım. ( Artık yazarken dalga yazacağım ; ama o anlarda dalga olduğundan bir haberdim. Şuursuz doğuran Elif  modeli :)

 

Dalga geldikçe dalgaya konsantre oluyorsunuz içgüdüsel olarak , dalga geçtikçe hiçbir şey yokmuş gibi gündelik rutininize devam ediyorsunuz. Dalga sonrası müthiş bir rahatlama geliyor. ( Dayanılmayacak gibi bir durum asla söz konusu değil , tersine benim gibi  ” ne oluyor ? ” şeklinde dahi bulabilirsiniz kendinizi. )

Eve yürümemiz en az 1 saati buldu . Yollarda durup , dinlenerek , eşime yaslanarak , oturarak , eşimin belime masaj yaparak beni rahatlatmasıyla ancak eve gelebildim. O merdivenleri çıkmak da oldukça zorladı beni. 1 cm açıklık için bu kadarı fazla diye düşündüğümü hatırlıyorum . ( Açıklığın artmaya başladığını anlayamadım tabii . ) Bu sıralarda eşim beni doğurduğuma ikna etmeye çalışıyordu , ben kabul etmiyordum.” Hayır , daha şiddetli bir his gelecek ;daha zamanımız var ” diye düşünüyordum.

Eve gelince hemen yatağa uzandım.Uzanmak bana iyi geliyordu.Sessizlik , sakinlik… Dalga gelince kalkıp yürüyordum , lavaboya gidiyordum , eşimi çağırıp masaj yapmasını söylüyordum. ( O anların akıntısına öyle bir bırakmışım ki kendimi , doğurduğumu bu yüzden anlayamadım sanırım.Yaptığım her hareketi de içgüdüsel olarak yapıyordum , bir şey düşünmüyordum. Kas spazmım da var , bugün doğurmam ben diyordum kendi kendime. )

Rahatsızlık hissi biraz daha artınca küveti doldurduk , belime sıcak su tuttum. İyi geliyordu. İçgüdüsel olarak insan değişik hareketler yapıyor.Bana kedi pozisyonunda durmak çok iyi geldi. Hiçbir şey yiyip içemedim , iştahım tamamen kapanmıştı. Midem bulanıyordu ; ama çıkaramıyordum. ( Şimdi yazarken gülüyorum , gerçekten nasıl anlayamamışım ben o anlarda . Eğitimde izlediğimiz videolardaki sürecin aynısı yaşıyormuşum. Canım eşim beni ikna etmek için çok çabaladı ; ama nafile . Dediğim dedik bir haldeydim. )

 

Ara ara doktorumla ve doğum sürecinde bizim yanımızda olacak olan ebemiz Özlem Karabulut’ la haberleşiyorum. Özlem ‘ e diyorum ki ” 1 cm açıklık için bu hissettiklerimin dozu biraz fazla gibi ? Bu şekilde giderse sanırım epidural taktırmak iyi olabilir . ( Oysa doğal doğum için hazırlamıştım kendimi , epidural sözünü ettiğim için kendime de kızıyorum bir yandan. O anlarda yani epidural isteğimin dile döküldüğü anlarda  Özlem de ” Pasif Fazda olduğumu , eğer çok zorlanırsam 4 cm açıklıkta Epidural alabileceğimi ; ama açıklığın 4 cm e ulaşmış olması gerektiğini ” söylüyor. Eşim , ebemizi çağırmamızı söylüyordu sürekli ; ama ben kendimi bir türlü doğurduğuma ikna edemedim , ta ki kasılmalar başlayana kadar…Hatta o zaman bile tam olarak ikna olmuş değildim. Hep daha dayanılmaz bir şey olacak , o daha olmadı diye beklediğimi hatırlıyorum. Oysa ki öyle bir şey yokmuş.Geçiş Fazını geçiriyormuşum o yazışmalar sırasında. Neredeyse bitmiş üstelik :) Derken birden bir ıkınma hissi geldi , o an başka bir şey yapmak mümkün değil!!!Lavaboya koştum.Ikınma hissi gelince peş peşe 3 kez ıkınıyordum. Doktoruma ve ebeme durumu yazdım , doktorum hastaneye gidip Nst çektirmemi ve açıklığın kontrol edilmesini istedi.Ayaklanabilsem gideceğiz ama ne mümkün , ıkınma hissi beni esir almış.Özlem’ i eve çağırdım açıklığı kontrol etmesi için.(Sonunda çağırmam gerektiğine ikna olmuştum.) Ikınmalar sırasında bir ara kan gelmeye başladı.Doğurduğumu o zaman anladım.Birçok doğal doğum videosu izlemiştim ve kan geldiğinde bebek doğmaya yaklaşmış oluyordu.)Aktif Faz’daydım.Bebeğin hareketlerini hissetmediğim için endişelendim bir anda. Kan da gelince , Özlem ; direkt hastaneye gitmemizi , kendisinin de hemen geleceğini söyledi.Saat 4 olmuş bu arada. Muayeneden beri 5 saat geçmiş.Evden apar topar çıktık , ne hazırladığımız hastane çantalarını aldık , ne poşetleri . Öylece çıktık gittik.Eşim de ben de doğumun o an olacağını sanmıyorduk hala ! Ertesi gün olur diye düşünüyorduk. Hastaneye gideceğiz , ebe açıklık kontrolü yapacak , nst çekilecek ,eve geleceğiz. Aklımızda bu düşünce var.Yolda yürürken bebeğin hareketini hissedip rahatladım.Taksi bulmak için yürürken de ıkınmaya devam ediyordum yollarda.Taksiyi de hemen bulamadık.Ikına ıkına taksi bekledim.Sonunda bir tane boş taksi bulabildik. ( İstanbul işte! ) Takside ıkınmaya devam ederken birden bir sıvının boşaldığını hissettim.Kan veya su diye düşündüm. Taksi şoförüne telefon geldi bu sırada , kendisi de panik olmuş olacak ki bizi hastaneye yetiştirmesi gerektiği ile ilgili bir şeyler söyledi hızlıca ve mümkün olan en çabuk şekilde hastaneye ulaştık. Trafik yoktu neyse ki gittiğimiz güzergahta. Yoksa takside doğurmam yüksek bir ihtimaldi.

Hastaneye varınca , doğumhaneye gideceğimizi söyledik.Beni o halde görünce hemen tekerlekli sandalye getirdiler.Doğumhaneye çıktık. Sezen Ebe yardımcı oldu.Direkt doğum masasına yattım.Açıklık kontrolü için muayene etti ve 8 cm civarında olduğunu söyledi.Doğum başlamış değil ; artık kavuşma anımız çok çok yakındı.Eşim de ben de çok şaşkındık. Ben açıklığın bu kadar kısa sürede artmış olmasından dolayı şaşkındım. Eşim de o an doğuruyor olduğumdan dolayı şaşkındı sanırım. Eve dönüp eşyaları alıp gelmek istedi o an ki panikle , ebemiz Özlem gelince yollamadı ; yoksa doğumu kaçıracaktı.

 

( Genellemeler herkese uymuyor , ilk doğumda açıklık artması için beklenir vs gibi … Zaten herkesin vücudu farklı , doğum da öngörülebilir bir durum değil , ne olacağını ancak o an anlayabiliyorsunuz . Ben çok kolay bir doğum yapacağıma inandım hamilelik süreci boyunca , eşim de aynı şeyi söylüyordu. Aksini hiç düşünmedim.Hep olumlu imgelemeler yaptım.Sütüm bol olacak , doğum kolay olacak , her şey güzel olacak şeklinde. Doğumdan hiç korkmadım , korkulacak bir yanı olduğunu hiç düşünmedim.Doğal bir süreç , neden korkulması gerekilsin ki ? Bedenimiz ve bebeğimiz ne yapacağını biliyor , biz sadece kendimizi akışa bırakacağız o kadar . Kesinlikle faydasını gördüğüme inanıyorum bu imgelemelerin. ) ” Zihin neye inanırsa beden onu takip eder. ” Eğitim’den beynime kazınan çok sevdiğim bir söz.Nefes egzersizini çok az kullandım evdeki süreç içerisinde pasif ve geçiş fazındayken. Kendi konsantrasyonum bana yeterli gelmişti o an için. Kendimi akışa bırakmıştım…İç sesime kulak verip iç sesimin beni yönlendirmesine izin verdim.

 

Kaldığımız yerden devam edelim . Hastaneye gittiğimizde gelen sıvının su olduğunu gördüm , hemen rengine bakmıştım.Şeffaf , rahatladım…Her şey yolundaydı , her şey istediğim gibi gelişiyordu. Doğuruyordum ve gerçekten anlamadan doğuruyordum.Herkesin sözünü ettiği , büyüklerin zor dediği doğum bu muydu yani ! Ne diye korkutuyorsunuz ki anne adaylarını , doğum kolay , doğum keyifli…Kimsenin sözüne bakmayın , kendinize güvenin.

Sezen Ebe çok iyi bir durumda olduğumu söyledi.10 dakika geçmedi , ebemiz Özlem geldi.İyi ki geldi , evde yan yana olamadık fazlarda ama onun varlığı beni rahatlatmaya yetti. Doğum ortamı çok sıcak , samimi ve içtendi.Doğumhane gibi değildi.Doğum masasına yatacağımı düşünmemiştim ama o an çok rahatlatıcı geldi.Ebemiz doktorumuzu aradı ve tam açıklık olduğunu söyledi üstelik bebeğin kafası +2 deymiş.Saçlarına dokunabileceğimi söyledi.Uzanıp dokundum , tarifi mümkün olmayan bir an , bir his… Bebeğime ilk kez dokunabiliyordum. Doktorum , ebemize tam yetki vermiş bu arada , İstanbul trafiğinde yetişememe ihtimali riski dolayısıyla . Hemen ulaşmaya çalışacağını söylemiş. 15 dakika kadar sonra doktorumuz da geldi. Oğlum bekledi doktorumuzu. Bu sırada ıkınmalar geldikçe ıkınıp diğer zamanlarda sohbet ediyorduk.Doğum hızlı ilerlediğinden içinde oksitosin olan serum taktılar , kanamayı kontrol etmesi için. Onun dışında ağrı kesici almadım.Tamamen doğal bir doğum oldu. İstediğimiz gibi oldu.Bu yüzden de ayrıca mutluyum. Hiçbir keşkem yok , bence olabilecek en iyi şekilde oldu. Dalgaları evde aşıp doğum başladığında hastaneye gitmek ve direkt doğumhaneye geçmek de çok iyi gelmişti. Özlem de doktorum Gülnihal Hanım ‘ da beni desteklediler doğum sırasında. Hayalini kurduğum doğumu yaşadım.Eşim yanımdaydı.Doktorum epizyotomiyi çok gerekli haller dışında açmıyor.Epizyotomi açılmadı.Doğumun kendi seyrinde ilerlemesi için fırsat verildi ki bu fırsatı size sağlayacak olan doğum ekibinin sayısı ne yazık ki oldukça az. Baş çıkarken önemsiz bir yanma hissim oldu.Yanma hissi gelince başın geldiğini kitaplardan okumuştum zaten. Birkaç ıkınmadan sonra oğlumun ağlama sesini duydum.Nasıl güzel bir duygu…Anlatmak mümkün değil…Göz yaşlarına boğulurum sanıyordum , hem eşim hem de kendim için ; ama şaşkınlık göz yaşlarımızı tuttu.Hepimiz çok şaşkındık sanırım.Oğlumu kucağıma koydular hemen ,ben konuşmaya başlayınca , sesimi duyunca sustu , uzun uzun konuştum.Gözlerinin içine baktım.O anları unutamıyorum.Böyle bir mutluluk olamaz.Tarif edilebilecek bir şey değil.Hayatımda yaşadığım en inanılmaz anlardı.Oğlumuza 19 Kasım saat 17.40 ‘ da kavuştuk , büyük bir aşkla bağlandık.

Ben oğlumla konuşurken , kavuşmuşken doktorum birkaç sıyrık dikiyordu.Hiç hissetmedim bile.Plasentanın doğumuyla da doğum sürecimiz sonlandı.Plasentayı da aldık eve getirdik. Uygun bir zamanda büyük bir saksıya gömeceğim.Kordonun kesilmesi için uzun süre beklendi.Atım durdu , ondan sonra eşim kesti kordonunu.

Yıkanmadı, eşimle de ten tene temas sağlandı.Kontrole götürülürken eşim de gitti yanında.İçeriye girememiş ; ama beklemiş hemen yakında.

Doğumhaneden yürüyerek çıktım.Giyecek giysim olmadığı için hastane önlüğü giydim. Oğluma da hastaneden giysi verdiler. Spontanlıktan tam puan alabiliriz :)

Her işimi yapabildim doğumdan sonra , oğlumu emzirdim , altını değiştirdim , giysilerini değiştirdim , doğum bitince büyük bir rahatlama hissi de geliyor.

Gerek hastane ortamı ( Özel Göztepe Hastanesi ) , gerek doktorum Gülnihal Bülbül , gerek ebemiz Özlem Karabulut , hepsi de ayrı ilgiliydi , ayrı yardımcıydı.Doğum ekibimiz mükemmeldi. Kalabalık yoktu, eşim , ben , Özlem , Gülnihal Hanım , Sezen Ebe o kadar . Doktorum , bebeğin doğumunun farklı olduğunu ve doğuma yaraşır bir çocuk olacağını düşündüğünü söyledi.Oğlum her anlamda çok güçlü bir bebekti .

Kısacası doğum asla korkulacak bir olay değil , doğal bir süreç , doğum keyifli…doğum güzel…Oğlumun boynunda kordon olduğu için doğum boyunca nst ye bağlı kaldım . Arada ben de kontrol ettim , ekrandan .

Tıbbi bir zorunluluk olmadıkça her bebeğin ve annenin hakkı diye düşünüyorum normal doğum.Kendimize güvenirsek bedenimiz ve bebeğimiz ne yapması gerektiğini biliyor.Anne adayı yalnızca ıkınıyor , inanın başka hiçbir şey yok.Ikınma hissi gelince zaten istemsiz ıkınıyosunuz.

Doğumdan sonra hastane ekibi beni bu kadar kolay doğurduğum için tebrik etti. Hızlı ilerleyen , kolay , doğal ,güzel bir doğum oldu . Ağrı eşiğimin yüksek olduğunu söylediler bence hamilelik sürecinde yaptığım imgelemelerin etkisi büyük oldu.

Eğitimin çok faydası olduğuna inanıyorum. İyi ki katılmışım.

Herkes için güzel bir anı oldu , en çok bizim için tabii…İkimizden Bir Parça Can’ım oğlumuza kavuştuk.

Hayatımızın en unutulmaz anı oldu.

www.ikimizdenbirparca.com


Nadiye ve Nil’in doğum hikayesi

Evet… Ben de artık anneyim. Meleğim 39+3 haftalıkken 03.03.2015 tarihinde saat 02.38 de dünyaya geldi. Aradan çok uzun zaman geçmeden, hazır o da mışıl mışıl uyuyorken ömrüm boyunca unutmamın mümkün olmadığı o muhteşem anları kaleme almak istedim. Ümit ederim ki okuyan birilerini korkularından uzaklaştırmaya da vesile olur bizim hikâyemiz.

Öncelikle tüm gebeliğim boyunca hep hareketli olmaya ve iyi beslenmeye elimden geldiğince dikkat ettiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. 13. haftadan itibaren düzenli olarak hamile yogası yapmaya başladım. Haftanın bir günü sevgili Zeynep’in Acıbadem derslerine katılırken bir günü de İstanbul Doğum Akademisi’nde yoga yaptım. Bir süre sonra kendime güvenim gelince bunlara ek olarak evde kendim de yapmaya başladım ki her geçen gün çok daha etkili sonuçlar aldım. Bulduğum her fırsatta da bolca yürüyüş yaptım. Her şey yolunda giderken ve artık doğumuma haftalar kala 38+3 de mecburi sebeplerle değişen sigortam yüzünden hekim değiştirmeye karar verdim. Bu durumun motivasyonumu bozmaması için kendime hep telkinde bulundum. Sonuçta doğal doğumdu hayalimdeki ve ben de bunun için bedenimi her şekilde hazırlamıştım. Kısa sürede de olsa kendime yeni hatta belki de daha iyi bir hekim bulabilirdim. Doulam sevgili Özge’nin tavsiyesi ile Acıbadem Kadıköy’den Doktor Harika Bodur ile tanışmamız işte böyle bir arayışla başladı. Kendisi beni gerçekten çok sıcak karşıladı ve bu ani değişikliğin beni yıpratmaması için uzun uzun rahatlatıcı konuştu. Ben de kendisine hayal ettiğim doğumun detaylarını içeren tercihlerimi yazılı olarak sundum. Her maddeyi dikkatle inceledi ve saygıyla da cevaplandırdı. Sonunda da imzalayarak o hastaneye gelene dek benimle ilgilenecek ekibe gerekirse göstermemi söyledi. 

Aslında bir hafta öncesinde başladı doğum sancılarım kesik kesik ama çok üzerinde durmadan hayatıma devam ettim. Hatta birkaç işimi halletmek için tek başıma karşı yakayageçecek kadar cesaretli davrandım ama sonuç eşimin beni acilden toplaması oldu :) Karnım öyle kasılıyordu ve bebeğim o kadar sıra dışı hareket ediyordu ki doğum başladı diye düşünüyordum. İlk bulduğum acile kendimi zor atıp hemen bir NST çektirdim ve gerçekten de ağrılarım çok şiddetli çıktı. Ancak doğum değildi, hiçbir düzen yoktu ağrılarda. Takip edip dinlenmemi söyledi doktor ancak bu ağrılar giderek artarak hafta boyunca devam etti. Gebelik boyunca pek yaşamadığım uykusuzluk ve bel ağrısı her geçen gün arttı. Üstüne bir de grip olup boğaz enfeksiyonu yaşamayı da başardım. 

Tüm bunlara rağmen yine de işlerimi yapmaya, son hazırlıkları tamamlamaya hatta evi temizlemeye devam ettim :) Doğumun olacağı günün sabahına ise gerçekten çok hasta ve bitkin uyandım. Gerçekten hissettim büyük günün o gün olduğunu. Öğlene kadar kendimi dinlendirip sonrasında evi süpürdüm, markete, postaneye gidip işleri hallettim ve her an sıklaşan ağrıların artık belimden bacaklarıma doğru vurmaya başladığını fark ettim. Hem çok bitkin hem de enerjik hissediyordum. Hayatımda hissetmediğim bir histi. Yerim de duramıyor kendime sürekli yeni işler çıkarıp oyalanıyor, ağrıları unutuyordum. Akşamüzeri eşimi arayıp eve biraz erken dönüp dönemeyeceğini sordum.  İlk tepkisi “Yoksa minik geliyor mu?” oldu heyecanla, ben de “Sanırım ama panik yapma sancı aralıkları sıklaştı ama emin olamıyorum” dedim. O gelene kadar ağrıları unutmak için mutfakta oyalandım, akşam için aldığım hamsileri yıkayıp aklımdan sancı kavramını silmeye çalıştım :) Sonrasında da güzel bir duş alıp bebeğimi, bedenimi ve en önemlisi zihnimi sıcak suyla dinginleştirdim. Bu arada sancılar iyiden iyiye vurmaya başladı. Eşim gelince o yemeği hazırlarken ben sancı aralıklarını kontrol etmeye başladım. Aman Allah’ım 10 dakikanın altına düşmeye başlamıştı bile! Hemen sevgili doulam Özge’ye ve fotoğrafçım Derya’ya hazırlıklı olmalarıiçin mesaj attım. Belki bu gece onları uykusuz bırakabilirdim :) Özge ağrı aralıklarını öğrenince miniğimin gelmeye başladığını söyledi, aralıkları not edip bir yandan da eşimin ayıkladığı balıkları biraz biraz da olsa yemeye çalışıyordum ki enerjim düşmesin ve uzun geceye dirayetim kalsın. Doğum dalgalarımın aralığının 5 dakikanın altına düşmeye başladığını görünce değerli doktorum Harika Bodur’a durumu bildirdim,o da hastaneye gidip bir kontrol ettirmemi söyledi. Ben bu arada gelen her dalgayı bol bol nefes alarak karşıladım. Pilatestopuma oturup yuvarlak çizerek kalçalarımı dinlendirmeye çalıştım. Eşim hastane çantalarımı arabaya indirirken hala emin değildi doğurduğuma ama ben biliyordum ki prensesim valizini eline almış çoktan yola düşmüştü :)

Kadıköy Acıbadem’e vardığımızda doğumhanede yapılan kontrolde şiddetli sancım olduğu ve 2 cm açılmanın olduğunu söyledi ebe. Doğumun başladığından zaten emindim ama 2 cm açıklık beni adeta hayal kırıklığına uğrattı. Saatlerdir vardı sancı nasıl olurdu da 2 cm olurdu hala. Sonra kendimi sakinleştirdim. Daha macera yeni başlamıştı, şimdiden pes edecek değildim ya. Eve dönüp orda beklememi önerdi ebe ama ben hastanede kalmakta ısrar ettim. Daha çok uzun bir yolun var burada hırpalanma diye de ekledi beni ürkütürcesine. Yine de orda kalmak istedim. Bu arada nefeslerimi çok düzenli ve kontrollü şekilde alıyordum. Ebenin dikkatini çekmiş olmalı ki eğitim alıp almadığımı sordu ve çok iyi gittiğimi de ekleyip beni motive etmeyi unutmadı :)

Odama çıkınca ilk işim Medine’den yıllar evvel özenle taşıdığım fatma ana eli otunu suya koymak oldu. Yumruk şeklindeki bu otun suyun içinde yavaş yavaş açılmasıyla rahmin de açıldığına inanılırmış yüzyıllardır. Doğru yanlış bilmem ama açılmalar boyunca onu izlemenin beni çok rahatlattığına eminim. Mümkün olduğunca dalgaları ayakta karşılamaya gayret ettim. Duvara dayanıp kalçalarımla daireler çiziyor, derin derin nefesler alıyordum. Doulam Özge belime masaj yapıyor eşim Taner de nefeslerime eşlik ediyordu. Bir ara plates topunun üzerinde duşun altında oturdum. Su beni inanılmaz derecede rahatlattı. Kasılmalar o denli yoğunlaştı ki bir ara nefesim kesiliyor zannettim. O an fark ettim ki doğru nefes almayı unutuyordum. Ne zaman ki nefesleri kaçırdım o zaman gerçek ağrıları sonuna dek hissettim. Doğru nefesin önemini kat ve kat anlamış oldum. Sürekli tuvalete gitme ihtiyacı duyuyor hatta klozetten kalkmak istemiyordum. 

Bu arada kontrole gelen ebe açılmalarım 3 cm olduğunu söyleyince bir hayal kırıklığı daha yaşadım. Sabahı bulur diye ekleyerek de gitti. Hal böyle olunca kaderime razı olup doulamı biraz nefes alması için hastane dışına, eşimi de Bursa’dan jet hızıyla gelen annemi karşılamaya yolladım. Nasıl olsa daha uzun bir yoldu bu, kısa süre yalnız kalmam da sakınca olmazdı. Ne olduysa bu 45 dakikalık yalnızlık süresi boyunca oldu. Her şeyi hayal meyal hatırlıyorum. Odanın kısık ışıklarında fatma ana elim açıldıkça bebeğime daha da çok yaklaşıyordum. Az evvel 3 cm açıklığın olduğunu söyleyen ebe yarım saat sonra kontrole geldiğinde gözlerini kocaman hayretle açarak 8 cm olduğunu söyledi. O cümle hayatımda duyduğum en güzel cümlelerden biri olarak hatıralarıma kazındı :) Hemen doğumhaneye almak istediler ama eşimin gelmesi için direndim, onsuz o anı yaşamak fikri bile korkutuyordu beni. Eşim, canım annem ve sürpriz yapan kardeşimle birlikte doğumhaneye doğru yolculuk başladı.

Her şey o kadar çabuk oluyordu ki sabaha kadar sürer demişlerdi ama saat daha 1:30 du. Bebeğim beni yormadan gelmeye niyetliydi. Suratıma yayılan gülümsemeyle kendimi doğumhanede buldum. Daha doktorum bile gelmemişti ama bebeğim gelmek üzereydi. Dalgaları ayakta karşılamaya, yogada Zeynep’in öğrettiklerini yapmaya devam ediyordum. Hemşirelerin şaşkın bakışları altında dört ayaküstünde sırtımı rahatlatıyor, çömelip bacaklarımı açıyordum. Aylardır bıkmadan usanmadan yaptığım fiziksel ve ruhsal hazırlığın sayesinde her şey hızlı gelişiyordu. Derken doktorum şaşırarak doğumhaneye girdi ve ilk doğum için sürenin çok kısa sürdüğünü söyleyerek beni bir kez daha mutlu etti. Doğum masasında muayene ederken meleğimin saçlarını gördüğünü söyledi. O anki heyecanım tarifsizdi. Dakikalar kalmıştı kavuşmaya. Bir elimden eşim bir elimden doulam tutmuş bana kuvvet vermeye devam ediyorlardı. Suyum gelmemekte inat ettiği için doktorum bir aletle patlattı ve doğum taburesine oturmamı teklif etti. Tabure de birkaç ıkınmadan sonra bebeğim iyice aşağı indi masada birkaç ıkınmadan sonra doğum gerçekleşti.

Bebeğimi tam da dilediğim gibi göbeği kesilmeden kucağıma verdiler. Göbek bağı o kadar kısaydı ki göbeğimin üzerine attı doktor. Oradan şaşkın gözlerle bana, babasına, dünyaya bakıyordu. Bense ondan daha şaşkın, pembe pamuk tenine dokunuyor gözlerime inanamıyordum. Hayatımda görüp görebileceğim en güzel pembe renk onun teniydi. Göbeği kesilince göğsüme geldi o beni kokladı ben onu. O an hiç bitmesin istedim ama 10 dakikalık kucaklaşmanın ardından babasıyla beraber yukarıya çıkardılar miniğimi. Hastanenin adını bile duyunca kaçacak yer arayan canım eşim tüm sürecin kahramanı olmuş, bir an olsun elimi bırakmadan her şeyin kolaylıkla üstesinden gelmeme destek olmuştu. Dikişlerim sürerken gözyaşlarına boğulmuştum. Odaya giren hastabakıcı canımın mı yandığını sorduğunda cevabın çok netti “Hayır, bu gözyaşları bebeğime en arzu ettiğim şekilde kavuşabilmiş olmanın verdiği mutluluğun gözyaşları…” Sabaha kadar meleğime baktıkça sevinç gözyaşlarıma engel olamadım. O bana verilmiş en büyük hediyeydi.

Rabbim herkese benim yaşadığım gibi bir doğum hikâyesi nasip etsin. Bu süreçte yaptığı değerli yönlendirmeleri için sevgili Zeynep Gözübüyük’e ve doulam Özge Dündar Taşkın’a çok teşekkür ederim. Canım eşim Taner, annem Şengül ve kız kardeşim İlkay’a da bana verdikleri kesintisiz destek için binlerce kez teşekkürler. Sizi seviyorum…

IMG_1760


Doulasız çıkmam!

Doğal doğum yapmak istiyordum ve bunun için Youtube’da pek çok doğal doğum videosu izledim. Sonunda geldiğim nokta, eğer doğal doğum olacaksa iki şey çok önemliydi. Bir,doktorunuz, 2. Sabır…. böylece sabır, yavaşlık, sakinlik, ve deneyimi bir araya getirmek istedim. Bunun için önce doktorumu seçtim. Sonra da bir ebenin doğumda olmasını istedim. Fakat doktorumla daha iyi tanıdıkça, kendisinin ilgi ve alakasını gördükçe ebe fikrinden vaz geçtim. Bu süreçte, ebelik müessesinin de gittikçe yok olduğunu aslında doğal doğumların da azalmasına bunun bir etken olduğunu anladım.  Bu destek arayışım doktorum ile konuştuğumda bana bir Doula ile buluşmamı önerdi.

Böylece “Doula” ismini ilk defa Doktorum Arzu İlknur Özdemir’den duymuş oldum. Doğumda bir Doula’m olsun arayışım ise öyle başladı. Facebook’dan Özge ile iletişime geçtim. Sonra tanışmaya karar verdik. Hayatta aldığım en doğru kararlardan biri ilk bebeğimin doğumunda bir Doula desteği almak oldu. Özellikle ilk defa anne olacaksanız, mutlaka duygusal desteğe de ihtiyacınız oluyor. Özge ile ilk buluşmamızda doğal doğum ile ilgili kendi kendime keşfettiğim pek çok şeyin aslında Doula’ların ne kadar önem verdiği şeyler olduğunu gördüm. Bu çok sevindiriciydi. Doula’m ile 3-4 defa buluştuk. Bir seferinde ona bebeğimizin odasını gösterdim. Pek önemi yok belki ama onunla hazırlıklarımızı paylaştım. Doğum yaklaştıkça heyecanım arttı. Doğumdan hemen önceki hafta uzun bir resmi tatil vardı. Doulam da tatile gidiyordu. Bana ne olursa olsun çağırırsan gelirim dedi. Bu basit şeyler kendime güvenimi arttırdı. Bir desteğim olduğu, ne olursa olsun bana koşulsuz olarak destek verecek birinin olacağını bilmek müthişti.

Doğum başladığında ilk Doulamı aradım. Bana doktorumu aramam gerektiğini hatırlattı. Hastaneye gittiğimizde, 10 dakika sonra Doulamızda ordaydı. 20 saate yakın süren zor bir doğumda doğurabileceğim inancımı ayakta tuttu.

Bugün hepimizin ihtiyacı olan “anlıyorum, yanındayım” desteğini bana 20 saat boyunca verdi. Sancılar sıklaştığında “anlıyorum” geçecek dedi. Eğer yanımda böyle biri olmasaydı çok panik olabilirdim, sezaryen isteyebilirdim. Doğuruyorsanız sürekli bir kimyasal değişim içerisindesiniz ve bunu bir yan etkisi de çoğu zaman sanki uyuşmuş gibisiniz. Konsantrasyonunuz, hafızanız sürekli gidip geliyor. Sadece ve sadece kendiniz ile ilgilenebiliyorsunuz. Doulanızı, eşinizi unutabiliyorsunuz. Doulamın eşime de bu süreçte çok ciddi destek olduğunu düşünüyorum. Son olarak, fotoğraf çekmeme konusunda inatçıydım. Doulam, doktorumuzun da öneriyisiyle telefonumla doğumda fotoğraf çekti, allahım ne iyi etti. Şimdi bizim için paha biçilmez olan bebeğimizin ilk anları, kordonunun kesilmesi hepsi hatıralarına girdi. Son ana kadar bizi bırakmadı. Kafam yerine geldiğinde ilk olarak hadi evine git dedim benim için zor da olsa, 20 saat çok yorucu olmalıydı onun içinde. Bu yüzden diyorum ki, kapı çiçeklerine, çikolatalara para vermeyin. Doulanız olsun, destek sizinle olsun. Bu vesileyle, kalbini kadınların doğasına aykırı olmayan doğumlara vermiş tüm Doula’ların Doula Haftasını kutlarım.

Sevil


 

Doğumum; kadınlığıma ve anneliğime doğuşum

 

Bugün itibariyle tam 21 günlük anneyim. 21 gündür sabırsızlıkla doğumumu yazmayı hayal ediyor, kafamın içinde sürekli yazıyorum. Bebeğimle geçirdiğim her saniye o kadar özel ve tarifsiz ki, onu bir an bile bırakıp ya da birine emanet edip başka bir meşgale ile ilgilenmek mümkün olmadı. Şimdi yanımda misler gibi uyuyor ve ben de izin verdiği kadar yazacağım, yazının sonunda bakalım kaç günlük anne olmuş olacağım. J

Tüm hamileliğim boyunca hep pek çok konuyu merak edip durmuştum. İçinden geçtiğim süreç o kadar öğretici ve güzeldi ki kendime ve kadınlığıma, bedenime, kapasiteme dair pek çok şeyi yeniden keşfettim. Yine de “acaba nasıl” soruları bitmek bilmiyordu. Oysaki bir süredir hayatın en önemli kuralları olan geçicilik ve belirsizliği anlamaya çalışıyor ve sadece geleni kabul etmeye hazırlıyordum kendimi. Buna rağmen doğum nasıl başlayacak, nasıl olacak acaba diye sormadan da edemiyordum. Bir gün meditasyon yapmak için oturduğumda doğumun nasıl başlayacağını bana en iyi bebeğim söyler deyip ona sormuştum. Ve birden kasıklarımdan başlayan, regl sancısına benzeyen sıcak kasılmalar hissetmiş, bir süre o hislerde kalmıştım. Ve doğumum da gerçekten tam öyle başladı. Nişanımın gelmesinin üstünden 3 gün geçmişti. O gece saat 3.30 gibi uyandım ve tam da o bildiğim sıcak kasılmaları hissettim. Önce yatarak biraz izledim, sonra ayağa kalkıp devam edip etmediklerine baktım. Devam ediyordu, hem de çok düzenliydi. Profesyonel bir doğuma hazırlık eğitmeni ve doğum destekçisi olarak bildiğim her şeyi unutup akışta kalmaya çalışırken bir yandan da yatıp uyumam ve dinlenmem gerektiğini kendime hatırlattım. Yattım, o heyecanla da olsa uyumaya çalıştım. Sabah 7’ye doğru kalktığımda hala kasılmalarım devam ediyordu. Doktoruma ve doulama haber verdim, ikisi de anında cevap yazdı, aportta bekliyorlardı. Doktorum aralıklarını ölçüp kendisine iletmemi istedi, ilettim. Eşimle kahvaltı yaptıktan sonra doktorumla konuşup tekrar yatıp uyudum. Evden ayrılmak istemiyor, huzurla evde kalmak istiyordum, üzerimde inanılmaz bir dinginlik ve mutluluk vardı. Ve bir de bilgelik. Bedenime ve bebeğime güveniyor, bir şekilde her şeyin güzel olacağını biliyordum. Doktorum öğle saatlerinde bir NST çektirmemi istedi. Öğleden sonra yakındaki bir tıp merkezine NST çektirmeye gittik. NST hem rahim kasılmalarının şiddetini hem de bu kasılmalar olduğunda bebeğimizin buna ne kadar tolere edebildiğini gösteren bir ölçüm. NST çektirmeye gittiğimiz yerde, NST öncesinde, normalde hayatımda olmayan, çikolata, meyve suyu gibi şeyler tüketmem istendi. Aç olmadığımı, bunları yemeyeceğimi söyleyince de “NST’niz iyi çıkmaz” dendi. Oradaki ebe ile yaşadığımız bu kısa gerginlik bile kasılmalarımı durdurmaya yetti. NST çekilir çekilmez doktorumuza gönderdik. O da “e hiç kasılma yok” dedi. Normaldi, çünkü oradaki personel beni çok germiş ve üstelik NST’ye bağlanır bağlanmaz da “iyi gitmiyor işte, ben demiştim” demişti. Çok sinir bozucuydu. Oradan da saat 2-3 civarı doktorumuzun muayenehanesine geçtik. Çok garipti ama ben o gün pek çok şeyi çok derinden hissediyor, biliyordum. Bu bilgi öğrenilmiş kognitif bir bilgi değildi, olan ve o gün sadece farkına varılan bilgilerdi… O gün bana kalan çok büyük bir mirası keşfettim. Binlerce yıldır neslimizi sürdüregelmiş kadın atalarımın gücünü, kadın olmanın bilgeliğini, doğurganlığımın fevkaladeliğini, kadınlığımı, güzelliğimi, tamlığımı… Sakindim, kendimden beklemediğim kadar sakin. Ve doktor kontrolüne ihtiyaç duymayacak kadar emin. Yani doğum ne kadar ilerledi öğrenmek istemiyordum mesela. İlginçti ve çok güzeldi. Hatta eşim bu kadar sakin olmama bakarak ve doğumun başladığına bir türlü inanamayarak işe gitmeye kalktı! Ben bu kadar sakin olamazdım ona göre, doğum o gün olmayacak sanıyordu. Ona doğumun gerçekten başladığını ve her an hızlanabileceğini söyleyerek yanımda kalmasına ikna ettim. Doktorumuzun muayenehanesine giderken de ne kadar rahim açıklığına ulaştığımı biliyordum, eşime söyledim. Doktorumuz da muayenesinden sonra aynısını söylediğinde eşim de şaşırdı. Oraya varır varmaz rahatlamış ve tekrar düzenli kasılmalarımı yaşamaya başlamıştım. Zaten huzur veren tatlı bir enerjiyle sarmalanmak tekrar doğuma dönmek için yetiyor. Orada zor bir karar vermemiz gerekti. Biz evimize gidip orada zaman geçirmek istiyorduk, fakat seçtiğimiz hastane şehrin diğer yakasındaydı ve o gün İstanbul’da çok yoğun trafik vardı. Hızlanmış bir doğumla köprü geçmeyi ve trafiğe takılmayı da hayal bile edemiyordum. Bu sebeple doğrudan hastaneye geçme kararı aldık. İyi ki de öyle yapmışız. Eşim, ben “zaman var, yavaş git” dememe rağmen yıllardır yapmak istediği “karım doğuruyo, çekilin” aksiyonunu almayı seçti! 😀 Ve biz emniyet şeridinden dörtlüleri yakarak saat 4 civarı hastaneye vardık. Hastanede geçeceğimiz oda hazırlanana kadar gelen dalgaları ayakta, yürüyerek, birbirimize sarılıp hafif hafif sallanarak geçirdik. Çok güzeldi, hızlanıyordu.

Odamıza geçtik, ben yine kurt gibi acıkmıştım. O gün sabahtan itibaren çılgın gibi yiyip içmiştim ve hala yemek istiyordum. Bedenimin bilgeliğine güvendim ve yine yanımızda getirdiğimiz kuvvetli yiyeceklerden yedim. Bizden hemen sonra hastaneye ulaşan canım doulam hemen ortamımızı daha da güzelleştirdi, mumlarımızı yaktık, tatlı güzel bir müzik yayıldı odaya… Kasılmalarım artık daha da güçlenmişti. Benim de tek isteğim bebeğime yolunu açmak, olabildiğince gevşemek ve teslimiyet idi. Gözlerimi kapattım ve doğuma dek çok nadiren açtım. Sadece kendime, bebeğime ve doğumuma odaklanmak istiyordum. Ve gözlerimin kapalı olması buna çok yardımcı oluyordu. Artık güçlenen kasılmalarda daha çok desteğe ihtiyaç duyar olmuştum. Doulamın hemen hazırladığı sıcak su torbası ilaç gibi geldi, nasıl rahatlattı anlatamam. Bir yandan da eşimle birlikte bana masaj yapıyorlar, farklı noktalarda ters bası uyguluyorlar ve her bir dalgayı daha kolay geçirmemi sağlıyorlardı. Hastaneye daha önce doğumumuz ile ilgili tercihlerimizi yazılı olarak sunduğumuzdan odamızda rahatsız edilmiyor ve bu mahremiyeti sürdürebiliyorduk. En az yatak odamızda geçirdiğimiz mahrem anlar kadar mahrem olan doğumun da kesintiye uğramaması için böyle olması gerekiyordu ve tüm personel buna saygı duyuyordu. Tek bir NST daha çekmek istemeleri ve probun bozuk olmasını bugün güzel yavrum yanımdayken aksilik olarak sayamıyorum, ama o gün o dalgaları yatar pozisyonda karşılamaya çalışmak bana ciddi bir işkence olmuştu doğrusu.

Bu arada doğum havuzunun da hazırlanmasını istedik. Daha önceden verilmiş net bir kararımız yoktu. Ama şartlar uygun olursa havuzu kullanmak istediğimizi belirtmiştik. Havuz şişirilip dolduruldu ve ben havuza girdim. Suda olmak gerçekten çok rahatlatıcıydı. Harika destekçilerim bana masajlar yapmaya, aromaterapi kullanmaya, güzel telkinler yapmaya, beni farklı imgelemelerle rahatlatmaya devam ettiler. Bir yandan da sıcak suyu omuzlarımdan, sırtımdan dökmeleri çok iyi geliyordu. Eşim kulağıma sürekli beni güçlendiren, gücümü hatırlatan güzel şeyler fısıldıyor, yüzüme, omuzlarıma masaj yapıyordu. Artık kasılmalarım iyice hızlanmıştı ve ben dolunaydaki bir dişi kurt gibi ulumak istiyordum. Ses çıkarmak çok iyi geliyordu. Her dalgada derin güzel nefesler alıp o nefesleri içimden geldiğince yüksek sesle veriyordum. Bir süre sonra doktorum da geldi. Tekrar yaptığı muayene ile doğumun çok güzel ilerlediğini ve açılmamın oldukça ilerlediğini öğrendik. Güzel oğlumuza kavuşmamıza daha da az kalmıştı. Yine gözlerimi kapattım ve bebeğime, bedenimin geçirdiği değişimi gözlemlemeye geri döndüm. Artık dalgalar daha da yoğunlaşmış ve beni tamamen içine almıştı. Sadece dalgalar, ben ve ilerleyen bebeğim vardık. O hisleri tarif etmek sanırım imkânsıza yakın. Çok güçlü ve yoğun dalgalar geliyor ve her biri geçiyordu. Sadece bunu biliyordum, art arda gelecek ve her biri bitecek. Ben de kendimi tamamen serbest bırakmaya, bedenimin oğlumun geçişine izin verebilmesi için hiçbir kasımı kasmamaya, gevşemeye gayret ediyordum. Bir süre sonra açılmam tamamlanmıştı, artık oğlum doğum kanalına girmeye hazırdı. Veee “plop”! Oğlumun rahmimden ayrılıp kanala girdiğini hissetmiştim işte!!! Bir eşiği geçmişti. Çok az kalmıştı ona kavuşmaya… İşte tam bu anda mühim göstergelerden “kaka hissi” de gelince “tamam” dedim, “oluyor az kaldı”. Bu aşama aslında ıkınma aşaması idi. Ben ise ıkınmamaya, oğlumun kendi kendine ilerlemesine izin vermeye çalışıyordum. Doktorum beni ıkınmaya motive etti. Çok tatlıydı. Birçok şeyi tam hatırlayamasam da onun orada bir an annem, bir diğer an ablammış gibi bana sarılması, ellerimi tutması, tatlı ve sakin konuşması, “hadi yavrum, hadi kızım it!” demesi, yol göstermesi hiç gözümün önünden gitmiyor. Eşim “kulağının içine içine bağırdın, kulağı gitti kadıncağızın” dedi doğumdan sonra, bunu kendisine de söylediğinde, o ise hiç farkında bile olmadığını söyledi. O denli konsantreydi bebeğimizi karşılamaya.

Ikınırken bir yandan da hep hayalini kurduğum gibi perinemi koruyor ve oğlumu kendi ellerimle karşılamaya hazırlanıyordum. Başına ve hatta saçlarına dokunmayı beklerken ellerime kesesi geldi! Doğru ya, suyum gelmemişti, yani kese olduğu gibi duruyor olmalıydı. Ve şimdi de daha önce internette örneklerini gördüğüm gibi oğlum kesesiyle geliyordu! Sabırsızlıktan ölüyordum, artık bitsin, kollarıma gelsin istiyordum. Fakat ıkınmaktan da oldukça yorulmuştum. Her dalga arasında doktorum derin derin nefes almamı salık veriyor ve bir yandan da bebeğimin kalp seslerini dinliyordu. Her şey yolundaydı. Oğlum da güçlü ve cesur bir bebekti ve yoluna devam ediyordu. Son bir ıkınmayla bir anda onu göğsümde buldum. Çok hızlı olmuştu. Ben önce başı gelecek ve bir ya da birkaç ıkınma daha bekleyeceğiz sanırken o tek seferde suya süzülüvermişti. Göğsümdeydi!!! Artık kollarımdaydı. Hastaneye girişimizin üzerinden 5 saat kadar geçmişti, bense bir rüyanın içinde yüzüyor gibiydim. Tüm doğum boyunca yanımda olan eşim bizi kucaklamıştı. İşte sonunda üçümüz beraberdik. Bu muazzam mutluluk, rahatlama ve heyecanı tarif etmem mümkün değil. Gözlerimi oğlumdan alamıyordum. Hemen bebeğimizin sırtını sıcak havluyla örttük ve kordondaki atımın bitmesini bekledik. Kordonu kesildikten sonra da bir süre göğsümde kaldı. Ve sonra bebeğimiz 5 dakikalık bir kontrolden geçmek üzere göğsümden babasının göğsüne geçerken ben de sudan çıktım. Benim kontrollerim yapılırken bebeğim hemen göğsüme geri geldi. Ağlıyordu ve ben paniklemiş onu bir türlü sakinleştiremiyordum. Emzirmemi söylediler. İyi tamam emzireyim de, nasıl? Daha önce hayatımda hiç emzirmedim ki ben. Hiçbir fikrim yoktu. Hemen yardım ettiler ve işte kolostrum denilen ilk süt de görünmüştü! Fakat bebeğim hala canhıraş ağlıyordu. Canım doktorum hemen gelip orada da sihirli dokunuşunu yaptı. O her zamanki telkin eden, sakin, güven veren sesiyle “sen nasılsan bebeğin de öyle olur, hadi bırak şimdi endişelenmeyi, her şey çok güzel olacak, sakinleş ki bebeğin de sakinleşsin” diyerek bana EFT yaptı. Ben sakinleştim ve bebeğim de anında ağlamayı bıraktı… Bundan sonrası tam bir aşk. Tarifsiz bir mutluluk. Gözlerimizde kalpler dünyanın geri kalan tüm dertlerini unuttuk. Bir süre daha göğsümde ten tene temasımızı sürdürdük. Benim de ne yırtığım ne de başka bir sıkıntım olmamıştı. Kontrollerim bittikten ve plasentam da doğduktan sonra da orada oğlumla ten tene temasımızı sürdürdük. Ve sonra yürüyerek geceyi geçireceğimiz odamıza geçtik. Her şey bir rüya gibiydi, hiç bitmesin dediğimiz… Doğurmuştum işte! Bebeğimize bakıp bakıp eşime “onu ben doğurdum, baksana ben doğurdum onu!” diyor ve gülüyordum. Kendimi 10 kaplan gücünde hissediyordum. Ben bu bebeği içimde büyütüp, bir de dünyaya getirdiysem bu dünyada yapamayacağım hiçbir şey yok! Kadın olmak ne güzel, ne şifalı, ne bereketli…

Bu nefis deneyim için yolumun şu 4 insanla buluşmuş olmasına şükürler olsun:

Dünyanın en harika erkeği, ennn en mükemmel babası, yoldaşım, evimin direği, yuvamın sıcağı, huzur kapım, yol göstericim, bilge eşim, diğer yarım, gözümün nuru, ışığım, canım ciğerim erkeğim Erdem;

Sonuna kadar güvendiğim, omuz omuza her yola çıkacağım, sevdiğim, saydığım, doğumun güzelliğine inanıp daha da güzelleştiren, her daim kendini geliştiren, doğumumuzdan sonra üçümüzün de aşkla bağlandığımız doktorum Gülnihal;

Hem hamileliğim, hem öncesi, hem doğumum, hem sonrasında en ihtiyaç duyduğum zamanlarda Hızır gibi yetişen, anneliğime geçişimi hayal bile edemeyeceğim kadar güzel bir seremoni ile onurlandıran, benim canım sıkıldığımda rüyasına girdiğim kız kardeşim, doulam Özge;

Minik tatlı elleri ve ayaklarını ve hatta sarı uzun kirpiklerini saatlerce izlemeye doyamadığım, kokusuyla sarhoş olduğum, varlığının düş misali güzelliğiyle mest olduğum, bu hayatı için aile olarak bizi seçen ipek tenli, badem gözlü güzel oğlum Can Yaman…

Kendimi çok mutlu, şanslı, zengin, bereketli ve tam hissediyorum. Bu deneyimin içinde olan herkesin varlıklarına şükran duyuyorum.

Not: Yazımın bittiği bugün 27 günlük anneyim! 😀

Özra

anaogul

 

 


 

GİTA ile ANJALİ’NİN HİKAYESİ

(Eylül 2014)

Kırık kuyruk sokumu kemiği (koksiks), dar basenler ve düşük ağrı eşiği ile ben normal doğum yapabildiysem (hem de hiç anestezi almadan!) herkes yapabilir. Bu hikaye normal doğum yapmak isteyen ama çekinceleri, korkuları olan kadınlara bir motivasyon olması amacıyla yazılmış ve paylaşılmıştır; zira hikayenin sahibi olan kadın da bu tür deneyimleri okuyarak kendini doğum denilen mucizevi sonuca hazırlamıştır.

Artık 39 hafta 4 günlük hamileydim ve o gün saat 14:00’da doktor randevumuz vardı?. O güne kadar hiç yalancı bir kasılma, braxton hix denilen alıştırma kasılmaları vs. hissetmemiştim. Hissettiğim bazı şeyler vardı ama onların kasılma mı bebek hareketi mi olduğundan da emin değildim. NST’de sancı görünmüyordu. Doktorum rahim ağzında bir açılmadan da bahsetmemişti, sadece yumuşama olduğunu söylemişti. Kısacası, hiç doğum yapacakmışım gibi gelmiyordu bana. Artık kasılmalar başlasın istiyordum; bedenim doğum yapabilme yetisine sahip miydi, merakla bunu görmeyi bekliyordum. O sabah erkenden, tam uyanmadan önce yataktayken kasklarımda bir iki defalığına hafif bir sızı hissettim ama üzerinde çok durmadım. Sabah her zamanki gibi kahvaltı sonrası annemle yaklaşık yarım saatlik yürüyüşümüzü yaptık. Yürüyüş sonrasındaki ısınmayı fırsat bilerek son zamanlarda sürekli yaptığım doğum egzersizlerini (yoga) yapmaya koyuldum: Ayakta kalça çevirme, kedi esnemesi (marjariasana), hamleler ile bacak ve kasıklar? açma (anjaneyasana), kurbağa duruşu (mandukasana), kelebek (baddhakonasana) ve çömelme (malasana). Kurbağa duruşundayken yeniden kasklarımda bir sızı hissettim ama yine üzerinde durulacak ?şiddette görmedim.

Derken randevu saatimiz geldi; im ve annemle birlikte doktorumun özel muayenehanesine gittik. Geçtiğimiz haftadan beri durumumda pek bir değiklik olmadığı söyledim; o da ultrason veya elle muayeneye (tuşe) gerek görmedi. 4 gün sonra 40. haftayı dolduracaktım, bebek hala gelmemişse hastaneye yatmamı ve suni sancıyla doğumu başlatmayı önerdi. Buna gerek kalmadan doğumun kendiliğinden ve kasılmalarla başlaması umarak klinikten çıktım. Üçümüz biraz yürüyelim dedik, bu arada yine hafif bir n yokladığı hatırlıyorum. Cumartesi olduğu için sokaklarda bunaltıcı bir kalabalık vardı. imin önerisiyle arabaya atlayıp, başka semtte bulunan ve daha sakin olduğunu düşündüğümüz bir pastaneye gitmeye karar verdik. Biz yoldayken en yakın arkadaşım arayıp durumda bir değiklik olup olmadığını soruyordu. Ben hala beklemede olduğumuzu söyleyip telefonu kapattım; yoldaydık. İşte o an, bu sefer çok daha belirgin ve rahatsızlık veren bir his geldi. Arabanın içi sıcaktı ve ben annemle ime rahatsızlığımı belli etmemeye çalışarak klimayı açtım. 
Gideceğimiz yere ulaşıp arabadan inince daha hafif düzeyde bir yoklama hissettim; artık bu sızlamaları saklayamayacaktım. Pastaneye oturur oturmaz hemen tuvalete gittim ve nişan denilen lekelenmeyi gördüm. Nişanın gelmesi, doğumun hemen olacağı anlamına gelmiyor; dolaysıyla hala doğumun başladığı düşünmedim; rahim ağı kapatan mukus kacın düşmekte olduğuna yordum. Anneme ve ime durumu bildirdim. Bu arada biz çayı, kahvemizi yudumlarken ağrılar arada bir yoklamaya devam ediyordu. Daha fazla oyalanmadan eve gidelim dedik. Ben doğumun başladığına ihtimal vermiyor, dinlenince belki bu sızlamalar geçer diye düşünüyordum. Annemse bunun doğum olduğunda ısrarcıydı ve kayınvalidemlere de haber vermem gerektiğini söylüyordu. O şimdiden bir seferberlik durumuna geçmişti, bense acele etmeyelim diyordum. Tam da o akşam katılmamız gereken bir düğün vardı?; kayınvalidemler düğün için hazırlanırken, biz belki doğum olur diye son anda gitmekten vazgeçmiştik. Bunun çok yerinde bir karar olduğunu daha sonra anlayacaktım J 
Eve gelince yarım saat kırk dakika aralarla bu sızılar yokluyordu, kimi zaman daha belirgin kimi zaman da çok hafif şekilde. Ne olur ne olmaz diyerek hepimiz banyoya koştuk:) duşumuzu aldık, im traş oldu vs. ve onların ısrarına dayanamayarak durumu kayınvalidemlere telefonla bildirmelerine razı oldum. Ancak hala bunun doğum olmayabileceğinde ısrarcıydım, ne de olsa doğumun daha belirgin kasılmalarla gelmesi gerekiyordu (!). Emekli bir jinekolog ile göz hekimi olan kayınpederimle kayınvalidem, durumu gözlemlememi söyleyerek düğüne katılmak üzere yola çıktılar (Onların da ne olur ne olmaz diyerek yanlarına hastane için birer yedek kıyafet aldıkları sonradan öğrendim)

Sızlamalar ara ara yoklamaya devam ediyordu. Bunlar sızlama olarak başladı ama sonra, -ne diyim- pelvis bölgesinde çok belirgin bir basınç olarak şiddetlenmeye başladı. Sancı ya da ağrı demek istemiyorum çünkü benim sancı/ağrı anlayışımla pek örtüşmüyordu; ya da o ana kadar böylesi bir şey yaşamamış olduğum için başka hiçbir şeye benzetemedim. Doğal doğum ekolleri buna dalga demeyi tercih ediyor, bende ise kendini, pelviste bir basınç olarak hissettirdi. Bu arada, her şeyi kitabına uygun yapmayı ve kayıt altına almayı? seven ben, gelen basınç hissinin zamanını ve derecelendirdiğim şiddetini defterime not almaya başlamıştım. Derecelendirme de şuna dayanıyor: Doktor, doğum başladığında ve hastaneye gelindiğinde ağrının şiddeti için bir derece tayin edildiğini söylemişti; en şiddetli ağrıya 10 puan veriliyor. Genelde hastaneye gelindiğinde ?şiddet 2-3 oluyor mu?. Ben de hissettiklerimi buna göre ne olabilir diyerek derecelendirmeye başladım. Doğumun başladığına hala ihtimal veremeyen ben, gayet düşük puanlarla kaydımı almaya başladım:

Saat    Derece    Sızının Niteliği
17:30       1                 Hafif
17:50      0.5           Çok Hafif
18:09     0.5            Çok Hafif
18:24       1               Hafif
18:30       1               Hafif
18:45       1                Hafif
18:50       1                Hafif
18:53                        Kayıt yok

Sonuncusunda kayıt yok çünkü artık olduğum yerde az da olsa kavranmaya başlamıştım; doktorumu arayıp durumu anlattım. O da hala klinikte olduğunu öncelikle kliniğe gelmemizi, muayene ardından gerekirse hastaneye yatış olabileceğini söyledi. Tabii öncesinde ben üzerimi çoktan giyinmiş, hastane valizime son kalan ihtiyaçları da koymuştum. Hadi artık gidiyoruz gibi bir şeyler söylemiş olmalıyım; annem ve eşim, gerekli tüm eşyaları kapı önüne taşımaya başlamışlardı. Gelen dalgalar şiddetlenmeye başlamıştı; annem haklı çıkıyordu galiba!
Arabaya atlayıp kliniğe gittik, bizi akşamın o saatinde gören sekreter şaşırmıştı. Bir nevi kıvranarak ayağıma annemin de yardımıyla galoşları geçirdim. Aslında o anda nasıl muayene olacağımı, yani kıvranırken o masaya çıkıp nasıl gerekli pozisyonu alacağımı hiç bilmiyordum; ama tahminimden kolay oldu neyse ki. Doktorum 6 cm. açılma olduğunu ve hemen hastaneye gidip yatış işlemlerini bile yapmadan doğumhane katına çıkmamızı söyledi. Kendisi de bize yetişecekti. Çok şaşırmıştım, bana inanılmaz geliyordu, bu kadar kısa sürede açılma olacağını hiç beklemiyordum. Epidural’in bile 4 cm. açılma olunca takıldığını bilen ben, 6 cm. açıklıkla kateter nasıl takılacak acaba diye düşündüm bir an (zira epiduralsiz bir doğum yapabilecek cengaverlik yoktu bende ve esasen anestezi almak istiyordum). Bir de evde çektiğim sancılar? “Bunlar doğum sancısı olamaz herhalde, doğum sancısı daha aşırı olmalı” diye gayet düşük puanlamıştım ama o düşük puanlarla yolun yarısını geçmişim bile! Apar topar, annemle aşağı indik, eşim kliniğe çıkmamıştı, araba ile aşağıda bizi bekliyordu. Ben yine arka koltuğa geçtim ve doğum yapacağım hastaneye doğru yola koyulduk.
Arka koltukta sancı geldikçe yerimde duramıyordum. Biraz yana yaslanarak, biraz eğilip bükülerek dalgaları savuşturmaya çalıştım. Çukur ve tümseklerle dolu yollarda arkada hop hop zıplamak da işin tuzu biberiydi. Bizim arabanın arkasının ne kadar sarsıntılı olduğunu ben o zaman anladım; ya da Ankara yollarının ne kadar beter olduğunu mu demeliyim… Kısacık yol bir an önce bitse de şu sarsıntıdan kurtulsam diye bakıyordum. O sırada eşim müzik açtı; ama öyle böyle değil, normalde hiç açmadığı bollywood müzikleri CD’sini! Bana jest olsun diye mi yoksa yanlışlıkla mı oldu bilemedim J ama o anda bir moral oldu. Bir yandan arkada kıvranırken bir yandan da elime “Aaah o önceki parça güzeldi, onu aç. Bu müzikler beni rahatlatıyor” diyordum. Annem ise halime inanamıyordu ama asil ben onun haline inanamayacaktım: Canim burnumda kıvranırken bir baktım elinde kamera ile benim fotoğraflarımı çekiyor. Saçım başım zaten dağılmış, bir de iki büklümüm, “Anne n’apıyorsun?” dediğimi hatırlıyorum. “Doğuma gitmeden önceki son foto” diyor bana.

Nihayet yol bitti ve biz hastanenin önündeydik. Eşim bizi ve eşyaları bıraktı, arabayı park etmeye gitti. Annemin elinde biri bana biri bebeğime ait olmak üzere 2 adet valiz, benim çantam ve kapı süsü ile bebek şekerlerini içeren birkaç kutu vardı. Doğum katına çıkmakta olduğumuzu duyan ve o sabah ikinci defa baba olmuş bir yardımseverin desteği ile doğumhane katına çıktık; 13 no’lu odaya yerleştik. Hemen üzerime doğum gömleği giydirdiler ve elimin üzerine damar yolu açtılar. Bir yandan da NST’ye başlandım. Sancılar giderek dayanılmaz hale geliyordu; o haldeyken sırasıyla 3-4 görevlinin odamıza gelerek bana anketvari sorular sorduğunu hatırlıyorum: yok kullandığım ilaç var mıymış, yok daha önce ameliyat olmuş muyum vs… Ben ağrılar içindeyken bu soruların sorulması çok garip gelmişti, biraz zorlanarak da olsa cevaplıyordum, o anda birkaç kağıt da imzalattılar.
Çok geçmeden doktorumu odamızda buldum. Bir ebe-hemşire ile birlikte geldi ve açıklığa bakmak istediğini söyledi. Herkes odayı boşalttı?. Açıklığım 8 cm. olmuştu bile! Epidural almak istememe rağmen doğum bu kadar ilerlemişken anestezi için geç kaldığımızı, dediklerini yapabilirsem 1 saatlik, hatta neredeyse yarım saatlik bir işim olduğunu söyledi doktorum ve yanındaki ebe hemşire! Doğum bu kadar yakındı ve ben inanamıyordum. Saat sanırım 20:00’ye yaklaşıyordu. O arada annemle eşim, düğünde olan kayınvalidemleri aramışlar. Açıklığımın 8 cm. olduğunu duyan emekli jinekolog kayınpederim, “Gece yarısına varmadan doğum olur, hadi kalkıyoruz” demiş. Gelin ve damadın salona giriş şarkısı başlıyorken, evlenecek çifti hiç göremeden apar topar düğünden çıkmışlar.
Bu arada ben hastane odasında sancıları çekerken öğrendiğim bazı doğuma yardımcı duruşları uygulamaya çalıştım; yatak üzerinde dizler ve eller üzerinde durmak, bacakları iki yana açarak topukları birleştirmek (yogadaki baddhakonasana duruşu) ve yürümek gibi. Ancak sona doğru yaklaşırken pelvis bölgemdeki basınca dayanmak daha da zorlaşıyordu. Doktor, sancı geldiğinde var gücümle ıkınmamı söyledi ve nasıl ıkınacağımı da gösterdi. işin garibi, o an ıkınma refleksimi tamamen kaybetmiş gibiydim, sanki kaslarım felç olmuştu ve ıkınamıyordum. Zaten ıkınma ihtiyacı hissetmiyordum da. Bir blogda okuduğum şeyler aklıma geldi: Doğum esnasında kadına ıkınma hissi gelmeden onu ıkınmaya zorlamayın diyordu. Aynı sitede, kadını ıkındırmadan, nefes verir gibi çocuğu dünyaya getirtmekten de bahsediyordu. Lamaze doğum felsefesi de aynı görüşü savunuyordu ve ne kadar haklı bir görüş olduğunu o zaman anladım. O his insana gelmeden ıkınmak, aynen tuvaletiniz gelmeden ıkınarak bağırsakları boşaltmaya çalışmak gibiydi; yani sonuç nafile. Bir iki ıkınma denememde pelvisimdeki baskı daha da arttı ve dolaysıyla ağrım da artmış oldu. “Ikınamıyorum” dedim endişeyle. Doktorum, tuvaletimi yaparım korkusuyla ıkınmaktan kaçındığımı sanıyordu ki bu durum doğumlarda görülebilen ve normal kabul edilen bir olay. Üstüne üstlük son 2 gündür feci derecede ishaldim ve daha ben altı saat evvel doktoruma bunun için ilaç yazdırmıştım! Ancak ıkınamama sebebim tuvaletimi yapma korkusu değildi (zira bağırsaklarım o an kendini kilitledi sanki, ishalim tamamen geçmişti ve ben ancak 3 gün sonra çıkabilecektim!). Doktor ıkınmadıkça doğumun uzayacağını söyledi ve bir süreliğine yanımdan ayrıldı. Biraz şaşkınlık ve endişeyle “ıkınamıyorum” dedim annemle eşime. Onlar beni motive etmeye çalışıyorlar; annem, bavuluma koyduğum doğum notlarını hatırlatıyordu bana: “Bak burada notların var”. Olay anında o notlar? kullanamayacağımı bile bile gene de koymuştum valizime. Tahmin ettiğim gibi, doğum anı gelip çattığında onları görecek gözüm yoktu.
O sırada kayınvalidemler de düğünden gelmişlerdi; saçlar başlar yapılı, şık kıyafetler içinde karşımdaydılar. Ikınamadığımı söylüyordum onlara da. Kayınpederim bir iki şey söyledi “içgüdülerini dinle” dedi. içgüdülerim bana “ıkınmayayım, bırakayım o kendiliğinden gelsin” diyordu. Bebeğimi dünyaya ıkınarak değil, nefesle çıkarmak istiyordum ben de. Yarım saatlik bir uğraş sonunda ıkınamadığıma ikna olan doktorum, hala patlamamış olan su kesemi patlatmak üzere beni doğumhaneye almak istedi. Yürüyerek hemen karşı koridordaki doğumhaneye geçecektik, ben ayakta iki büklüm olmuş kıvranıyordum. Ikınamazsam ve çocuk arada bir yerde kalırsa diye endişelendim bir an ve “çabuk pes etmiş olucam ama beni ameliyata alamaz mısınız?” dedim doktoruma. O an ne cevap verdi hatırlamıyorum ama biz birlikte yürüyerek doğumhaneye gittik. içeri girince yeni bir sancı dalgası geldi ve beni doğumhane lavabosunun önünde iki büklüm yaptı; lavabo kenarına tutunarak çömeldim. Doktorum da beni motive etmeye çalışıyor; “işte bu pozisyonda tuvaletini yapıyormuş gibi ıkınabilirsin” diyor bir yandan da sanırım rahatlatmak için sırtımı patpatlıyordu. Sırtıma yapılan bu dokunuşlar rahatlatmaktan ziyade sancımı arttırıyordu sanki. Yanlış hatırlamıyorsam “Sezaryenle alamaz mısınız?” şeklinde söylenerek gözüme epey yüksek gelen doğum masasına çıkmak için merdivenlerden tırmanmaya başladım. Doktorum bu aşamaya geldikten sonra ameliyat etmenin yazık olacağını, kendisinin o bebeği bir şekilde oradan çıkartacağını söyledi. Bu arada bacaklarımı iki yanda bulunan aparatların üzerine koydum ve bacaklarımın kemerlerle o aparatlara bağlanışını şaşkınlıkla izledim; demek doğum masasına bağlanmak böyle oluyordu. Doktor, canımı yakmayacağını belirterek su kesemi patlattı (o keseye nasıl ulaşabiliyorlar anlamış değilim gerçi); ılık bir akıntının içimden kayıp gittiğini hissettim. Kesem patladıktan sonra ıkınma refleksim yavaş yavaş geri geliyordu sanki, ben de “e hadi bi ıkınayım, en azından deneyeyim” diyerek işe koyuldum. Filmlerde izlediğim, bağıra bağıra gerçekleştirilen doğumlardan birini o an bizzat yaşıyordum. Neden bağırdığıma gelince; acıdan ya da ağrıdan çok bir yerden enerji alabilmek ya da üzerimdeki stresi atabilmek içindi. Kendimi tutmadan özgürce, olan gücümle bağırıyordum ve bu bana iyi geliyordu. Hatta hemşire, doğum masasının iki yanından ortaya çıkardığı tutunma kollarını göstererek “buradan tutunup kendine çekerek güç alabilirsin” dedi. Ben de aynen uyguladım. Doktorum iyi gittiğimi söyledi, “hadi biraz daha ıkın, bak bebeğin saçlarını görüyorum” dedi. “Bebeğin saçları mı? şaka mı yapıyor acaba, yoksa ciddi mi?” düşünceleri arasında birkaç deneme daha yaptım. Doktor, “şimdi anestezik bir iğne yapıyorum” dedi; epizyo açmak içindi perineye yapılan bu iğne. Sonrasında, hiçbir şey anlamadan bebeğin başının çıkmış olduğunu anladım; çünkü “artık ıkınma” dediler. Baş çıktığı anda ıkınmayı durdurmak için yapılan nefesi (ağızdan üfleyerek kesik ve hızlı nefes alıp verme) uygulamaya başladım ki o da fazla sürmedi, birkaç saniye içinde bebeğin tüm vücudunun içimden çıktığını hissettim.
Sonraki sahne karnımın üzerine konmuş, morumsu bir zarla ya da sıvıyla kaplı gibi görünen ve ağlayarak bana bakan kara saçlı bir bebekti. Her şeyin bittiğine ve onun sağ salim ve bu kadar kolayca doğduğuna inanamıyordum; şaşkınlık içindeydim. Kulağa şaka gibi gelse de, her şeye rağmen doğumun bu kadar kolay olabileceğini hiç beklemiyordum gerçekten. Bebeğimi tutarak “merhaba canım, hoşgeldin, canım benim” gibi birkaç laf ettim. Onu sonra üzerimden aldılar. Bebeğim yan taraftaki tezgâhta temizlenip yaşama hazırlanırken ben, plasentanın da içimden çıkmasını ve dikilmeyi bekliyordum. Plasentayı çıkarmak için doktorum karnıma eliyle bastırdı, fazla olmasa da hala bir ağrı hissediyordum; rahatlatmak için bana morfin gibi bir iğne yapacaklarını ve biraz uyuyacağımı söyledi. “Yapın lütfen, rahatlamaya ihtiyacım var” dedim ve sol bacağımın üzerine sapladıkları iğneyi gördüm. Ancak uyuduğumu hiç hatırlamıyorum; hatta “hani uyuyacaktım” düşünceleri içinde, alt tarafta hummalı bir çalışma yürüten doktorumla hemşireyi izliyordum (gerçi sonradan öğrendiğime göre 2-3 dakikalığına kendimden geçmişim). Dikişlerin atıldığını hissediyordum; acı duymuyordum, yalnızca yapılan şeyleri hissediyordum. Bu arada “ben de boş durmayayım, bebek nasılmış bir sorayım” diyerek sağlığının iyi olup olmadığının, kaç kilo ve tam olarak hangi saatte doğduğunu vs. sordum. Her şey yolundaymış çok şükür. O anları yaşıyor olmanın şaşkınlığı içindeydim hala.
Tüm işlemler bittiğinde, “artık çıkıyoruz” dedi hemşire. “Yürüyerek mi?” diye sordum, “hayır” dedi. Yan tarafa bir yatak yanaştırdıklarını ve benden bu yatağa geçmemi istediklerini hatırlıyorum. Ancak yatağa nasıl geçtim, üzerime geceliğimi nasıl geçirdiler, o kısım hakkında hiçbir fikrim yok. Son olarak minik bebeğimi de kucağıma verdiler. Darmadağın olmuş saçlarımla ve kucağımdaki minnoşla doğumhaneden çıkarılıp da karşımda ailemi görünce duygusallaştım ve birkaç damla mutluluk gözyaşı döktüm. Yepyeni bir canla adım atıyor olduğumuz yeni bir dönemin şaşkınlığını, heyecanını, sevincini ve müteşekkirliğini taşıyordu bu birkaç küçük damla J
Meraklısına Son Bir Not: Epizyonun güzel bir şey olduğuna karar verdim J işleri kolaylaştırıyor, hiçbir şey hissetmiyorsunuz ve sonrasında da çok bir rahatsızlık vermiyor. Sadece birkaç gün çiş yaparken biraz yanma oluyor o kadar. Bir de büyük tuvaletimi nasıl yaparım korkusu sarmıştı beni, o da hiç beklemediğim kadar kolay ve acısız oldu; doktorum ne kadar ıkınırsam ıkınayım dikişlerin patlamayacağını söyledi, hakikaten de dikişlerimde hiçbir sorun çıkmadı. Beni asıl rahatsız eden, hassasiyeti artan hemoroidimdi; bir hafta on gün kadar kendini hissettirdi ve sonra o da geçti.

 

 


 

Doğal Doğumdan Sezaryene

Dün harika bir doğuma destek verdim. Anne, baba, doktor, hastane personeli gerçekten harikaydı. 
Doğuran kadının gücüne, babanın sevgisine, desteğine, şefkatine, doktorun sabrına, sükunetine, desteğine, anneyi saran sevgi dolu kollarına, özenle seçilmiş kelimelerine, hastane personelinin bize yardımlarına, cak suyumuzu, buzumuzu eksik etmeyip her daim gülen yüzlerine hayran kaldım. 
Şaşırmayın böyle insanlarda var :) 

pozitif do?um hikayeleri, doula özge dündar ta?k?n

 

Suyu pazar sabahı 05:00 te gelen annenizin yanına 08.30 gibi vardığımda herkesin yüzü gülüyordu. Anneanne, babaanne, baba, anne ve bebekleri sevinçli bir yolculuğa hazırdılar. Saat 11.30 a kadar (tam hatırlamasam da) evdeydik. Kasılmalar düzene girdi  4-5 dakikada bir, 1 dakika süreyle gelen düzenli kasılmaları 10 tane kadar sayınca ve pazar günü trafiğini de hesaba katarak artık yola koyulma vaktinin geldiğini düşündük. 
Hastaneye kolaylıklar vardık. Yolda anneye en çok odaklanmamış farkındalık yardımcı oldu. Odamıza yerleştik hemen evdeki ortamı yarattık, perdeleri kapattık, hafif müzik açtık, aromaterapi yağları çıkardık. Doğum katındaki ebe ve hemşire arkadaşlar bizi güler yüzle karşıladılar ve o saatten sonra annenin doğal doğum yolundaki isteğine destek olacak şekilde bize yardımcı oldular. Damar yolunun hastanelerinde bir rutin olduğunu ama doğal doğum istediği için anneye açmayacakları söylediklerinde gözlerim yaşardı :) 
Hastaneye gittiğimizde anne 4 cm açıklığa ulaşmıştı. İlk NST ye yarım saate yakın bağ kaldı ve bebeğin kalp atışları çok güzeldi. Sonrasında bol bol yürüdük, hareket ettik, nefeslerle kasılmaları kolayca karşıladık, pozisyon değtirdik, masajlar yaptık, soğuk havlu, cak su pediyle kasılmalarda annenin konforunu arttırdık. 
Anne bol bol su ve powerrade içti, hurma, çikolata yedi. 
Doktoru geldiğinde 6 cm e ulaşmıştık. İkinci NST yi dört ayak pozisyonunda izlediler. Güler yüzlü, tatlı dilli, motivasyon kaynağı, anneyi destekleyen ve ihtiyaçlarına saygı, bir doulanın naçizane önerilerine kulak veren harika bir kadındı? doktorumuz. Benim kendisiyle ilk katıldığım doğumdu bu, bir diğerini sabırsızlıkla bekliyorum :)

pozitif do?um hikayeleri,doula özge dündar ta?k?n

 

Böyle geçen birkaç saat sonunda anne saat 17.30 civar? tam açıklığa ulaşmıştı ve bebek +1 seviyesindeydi, bu harika haberi duyunca çok sevindik. Şimdi istediğimiz  bebeğin daha da aşağılara inmesi ve annenin ıkınma hissinin gelmesiydi.
Bu saatten sonra yer çekiminden daha fazla yararlanmak için uygun pozisyonları seçtik. Biraz dans ettik, biraz çömeldik, merdiven çıktık, baba destekli pozisyonlar kullandık ama bebeğimizi aşağıya indiremedik.
Tam açıklık ardından bu şekilde iki saatlik bir süreç geçirdik, bu sürecin sonundaki kontrolde bebeğin hala aynı yerde olduğunu öğrendik. Haliyle moraller bozuldu, annemiz zaten yorgun ve pes etmeye bir adım yakındı. Bir yarım saat daha deneyecek ve hala bebekte bir ilerleme olmazsa sezaryene karar verilecekti.
Aklımdan bir sürü soru geçiyordu. Doktorun söylediklerine göre baş-pelvis uyumsuzluğu vardı ve planlı bir sezaryen yapmaktansa doğum sürecinde bebeği takip etmenin daha doğru olduğunu düşündüğü ve annenin doğal doğumu ne kadar çok istediğini bildiği için buraya kadar gelinmişti.
Yarım saatimizi olumlamalar, imgeleme, nefesler, yer çekimi kullanarak bebeğin inişine yardım ederek ve sancıyla hafif hafif ıkınarak geçti. Fakat hiçbir ilerleme olmadı ve karar alındı, bebek epidural sezaryen yardımıyla dünyaya gelecekti.
Sadece bir kişiyi sezaryen ameliyatına soktukları için baba girmeye karar verdi, ben onları ameliyathanenin kapısına kadar uğurladım ve 21.03 te minik dünyaya gözlerini açtı.
Onu gördükten sonra ameliyathanenin kapısına koştum, anneanne, babanne ve babayla birlikte orada anneyi bekledik ve kocaman bir gülümsemeyle kahramanımız ameliyathaneden çıktı.
Odasında hızlıca bebeğiyle kavuştu, oğlunu hemen emzirdi, koklaştı, dokundu, konuştu, bakıştı. Bebeği sakince onu dinliyor, gözleri fıldır fıldır etrafı izlerken bir yandan da annesinin memesini emiyordu.

Bende herşey yoluna girene kadar hastanede kaldım ve 22.30 gibi evimin yolunu tuttum.

Bu doğumdan sonra aklımda ve ruhumda kalan çok şey oldu.

Bir bebeğin doğumu aynı zamanda bir ailenin doğumu demek. Kadın ve erkek arasında oluşan derin bir bağ demek. Zor zamanlarda birbirlerinin gözlerinin tam içine bakarak ihtiyacın olan gücü orada bulmak demek. Birbirini yeniden tekrar tekrar sevmek, yeniden aşık olmak demek.

Anneyi sevgi dolu kalplerle desteklemek, onun içindeki gücü her zaman desteklemek demek

Ve doğum yapmak bilgilenmek, denemek, çabalamak, içindeki gücü keşfetmek, kendine güvenmek ve akışa bırakmak demek.

Ama sonunda da Allah’ı, yaratıcının, o gücün ellerine kendini teslim etmek demek…

Sevgiler
Özge Dündar Taşkın

 

 Aceleci Arda’nın Doğum Hikayesi

Bu yazının konusu; hikayenin en başı, hamile olduğumu öğrendiğimiz gün ve sonraki 37 hafta değil. Bu deneyim her anne için farklı ve özel tabi ki.  Ama ben bu yazıda, özel olan başka bir deneyim ve bence bir DNA gibi her kadında farklı seyreden doğum sürecimi paylaşacağım sizinle. Evet 37. haftanın daha başındaydık ve yaklaşık bir aylık bir süremiz vardı Arda ile kavuşmamıza. O akşam iş yerindeki küçük yılbaşı partisinde, top karnım ile gezinip, 2012 yılında doğacak oğlumla ilgili şakalar ve sohbetler yapıyorduk. “Bir insanoğlunun doğum tarihi nasıl 2012 olabilir?” diye konuş duruyordum. İşte o gece, Arda, 2012 de değil, 2011 yılında bizimle buluşmak istediğini açık ve seçik ve gayet sulu bir biçimde haber etti. Gece saat 3:00 gibi suyum geldi. Sürekli duyduğum “suyum geldi” hikayelerini hep merakla dinleyip okudum, nasıl oluyordu acaba? Anlayalabilir miydi? J Varan 1: suyunuzun geldiğini çok açık bir şekilde fark ediyorsunuz, atlamanız mümkün değil. Zira suyun gelmesi o anlık patlayan bir su olayından ibaret değil. Su saatler boyunca rahminizde akmaya devam ediyor. Ben gece tuvalet nöbetimden dönerken bacaklarımdan akan su karşısında ne yapacağımı şaşırdım. Ama o anlık. Sonrasında garip bir dinginlik ve çabucak hastaneye ulaşma iç güdüsü vardı ben de. Sinan’ın, yani eşimin tepkisi çok daha sempatik, bir o kadar komikti. Uyuyordu pek tabi ve “suyum geldi” dediğimde yataktan fırlayıp ileri geri anlamsız koşurturmalar yaptı. Sonunda doktorumuzu aradı ve alınması gerekenleri toparlamaya koyuldu. Daha bir ayımız vardı ve biz çantamızı? hazırlamamıştık. El yordamıyla ve binbir eksiğimizle yola koyulduk. Ben şıp şıp damlamaya devam ediyordum. Elimde havlum araba koltuğuna serip oturdum üstüne. Yolda hemen doula’m, sevgili arkadaşım Özge’yi aradım. Saat 3:30 olmuştu ve ben gece yarısı birini uyandırmanın utancı ve mahcupluğu içinde, hemen dökülüverdim telefonda “Özge benim suyum geldi, hastaneye gidiyoruz”  Özge, bütün soğukkanlılığı ve “normal şartlar altında “olduğumuzun büyük kanıtı ile sakince “tamam canım geliyorum “ deyip kapattı. Arabada öylece birbirimize bakıyorduk Sinan’la. Hiçbir sancım  yoktu, sadece sürekli sızan bir su vardı rahmimden. Acile vardığımızda hemen NTS’ye bağladılar. Ben yatarak bağlanmak istemediğimi gider gitmez söyledim, yan oturmak istediğimi ya da uzanmak istediğimi belirtim. Peki dediler. Hemen sonrasında bir muayene yapıldı ve rahimde açılma olmasa bile incelmenin görüldüğü söylendi. Doğum başlamıştı ve suyun gelmesiyle beraber 48 saat içinde doğum yapılması beklenebilirdi.

Şaşkın şaşkın etrafa bakarken bizi bir odaya yerleştirdiler. Odamızı? evimiz belledik. Özge hemen yanıma gelmişti. Odamıza hemen bir pilates topu istedik. Özge odayı kokularla hazırlamaya başlamıştı. Biz pek hazır gelmediğimiz için birkaç saat sonrasında Sinan eve gidip alınması gerekenleri toparlayıp gelmişti. Bu süre zarfında hemşireler gelip kateter takmak istedikleri söylediler. Hemen reddettim. Bir noktada benim sözümün dinlenmeyip bu kateteri takacakları zaman olacaktı ama şimdi çok erkendi. Kolumda o sevimsiz şeyle gezinmek ve sancılarımın ilk saatlerini geçirmek istemiyordum. Doğum sürecine ilişkin mümkün olduğunca kontrolü elimde tutmaya çalışıyordum. İlk saatler bu anlamda daha kolaydı. Doğumun ileriki safhalarında kontrolü sağlamanız daha zor olabiliyor.

Bir sancım yoktu. Doktor muayeneye geldiğinde hiçbir açılma olmadığını ve suyumun artık iyice azaldığını söyledi. Eğer bir süre daha açılma yaşanmazsa, rahme koyacakları bir ilaç ile açılmayı başlatmak istiyorlardı. İşte ilk müdahale bu olabilirdi. Ama doktorumun bana zaman vermesi içimi rahatlattı. Arda geleceği zamanı biliyordu ve rahim ağzım kendi kendine açılmaya başlayacaktı bir noktada, sadece biraz zaman gerekiyordu.  Ben sürekli yürüyor, pilates topu üzerinde komik hareketlerimi yapıyordum. Belirli saatlerde NTS’ye bağlamak üzere hemşireler geliyordu. Gözümüz sürekli oradaydı, çok ufak ölçüde kramplar hissetsem bile, elimin tersiyle itilebilecek şiddetdeydiler. Ama NTS düzenli bir kasılma gösterir ise açılmanın başladığını düşünüyor olacaktık.  Beklemeye koyulduk. Doktordan izin alıp kendimi kantine bile atmayı başardım. Yatakta öylece yatıp doğum sürecini beklemeyecektim. Herşey sakin ve soğukkanlı? bir şekilde devam etsin istiyordum. Bir süre sonra doktor tekrar kontrole geldiğinde “süper haber” rahim ağzında açılma başlamış, henüz  1 santim ama süreç  başlamış denildi. Ben yine ciddi bir kramp hissetmiyordum. Ama artık yavaş? yavaş? rahmimin kendini hazırladığını bilmek beni heyecanlandırıyordu. Bir noktada odamızı değiştirip ev ortamını başka bir yere taşımaya koyulduk. Kokular, müzik, pilates topu, kitaplar falan filan. İnsanlara haber verme konusunu da oldukça ağırdan aldık işi.

Artık işin en heyecanlı noktasına ilerlemeye başlamıştık. Doğum anına bütün ayrıntılarıyla hatırlayabilmek, özelikle kronolojik ilerlemek biraz zor. Arada yanlış hatırladığım şeyler olabilir affola, ancak aklımda kalan haliyle: artık rahmim hiçbir müdahale olmadan 3 santim olmuştu. Ufak kramplar hissediyordum ama atlayabiliyordum bu sancıları. Ancak doktorum sürecin çok yavaş ilerlediğini ve suni sancıya başvurmak gerektiğini söylediğinde biraz moralim bozulmuştu. Türlü laf cambazlığı ile en azından yavaş yavaş verilmesini istediğimi söylediğimde doktor da zaten ufak dozda başlayacaklarını söyledi. İşte suni sancıların başlaması sonrasında kronolojik hatalarımı sanırım ancak kocam ve Özge düzeltebilir.Suni sancılar işi hızlandırmıştı evet ve sancılarım çokça hissedilir boyuta gelmişti. Açılma yavaşça ilerlemeye devam ediyordu. Artık yavaş yavaş suni sancının da miktarını arttırmaya başlamışlardı. Sancıları geçerken Özge bir orkestra şefi gibi çalışıyor özellikle Sinan’a beni ne şekilde rahatlatabileceğini söylüyordu. Benim de arada yönlendirmelerim olabiliyordu. Her sancı geldiğinde o sancıyı atlatabilmem için var gücüyle çalışıyordu bu ekip. Kocam belimdeki sancıyı hafifletmenin yollarını arıyor, Özge sırtıma masaj yapıyordu.  Sancı aralarında rahatlayıp tekrar rollercoster kıvamındaki sancıya hazırlanıyordum. Bu süre içerisinde “epidural için geç kalmayalım” başlıklı bir sürü konuşmalar oluyordu. Epidural benim için rahatlatan bir düşünceydi ama en son durak olarak görüyordum. Ancak geç kalınabileceği yolunda gelen yorumlar sonrasında iki arada bir derede kalıyordum. Sonuçta sancıları bir şekilde geçebiliyordum ama ya ileride çok daha artarlarsa? Sorduğumu hatırlıyorum hemşireye daha ne kadar artacak bu kramplar diye. Cevap: “Biraz daha şiddetlenecek” oldu. “Biraz daha” benim için çok muallakta bir cevaptı. Sonunda “en azından kateteri takalım” dedim. Taktık. Geri geldiğimizde test ölçüsünde verilmiş epidural hemen belimde etkisini göstermişti. Ama kasıklarımdaki kramplar son hız devam ediyordu. Elime tutuşturulan bir buton ile acil ve dayanamayacağım ağrılarda ciddi bir doz epidural seçeneğim vardı. Basmamaya, kendi başıma geçmeye çalışıyordum sancıları. Müdahalenin sınırlarını aklımca mümkün olan en alt seviyede tutmaya çalışıyordum. Ayrıca artık krampların en şiddetlendiği noktada, çalıştığımız nefes ve imgeleme yöntemini daha başarılı kullanmaya başlamış, ileri geri sallanarak meditatif bir şekilde atlatır olmuştum. Sanırım 3-5 bastım o butona. Bir tanesini kocam sancılar karşısındaki zorlanmama dayanamayıp kendi atlayarak bastı. Ağrılar içerisinde çıkıştığımı hatırlıyorum J

Ve sona yaklaşıyorduk. Epidural aslında süreci hızlandırmıştı benim doğumum da. 6 cm açılmış olan rahim ağzım, 10 cm’e ulaşmıştı bile. Doğumhaneye gitmeye hazırdım. Biraz uzun bir ıkınma sürecinden sonra bebeğimin ağlama sesine kavuştum ben sonunda. Arda’yla beraber yaşadığımız doğum süreci ve sonrasında onun sesini duymak bu hayatta yaşadığım en olağanüstü deneyimdi. Sancılar, kramplar bir anlam ifade ediyordu. Doğumhanedeki kısa süreç sonrasında hepimiz gözyaşlarına boğulmuştuk. Arda’ya hemen kucağıma istiyordum ve yaşadıklarıma inanmakta zorluk çekiyordum. Hiçbir şey gözümde değildi ve sanki 2 dakika önce o krampları hisseden ben değildim, her şey çok geride kalmıştı ve ben kucağımda bebeğimle beraberdim artık. Ve unutulmaz bir deneyim hafızamdan hiç kaybolmayacaktı.

Odaya geri döndüğümüzde yanımıza minicik bir araba içinde oğlumu getirdiler. Şimdi her şey tamdı. Çok yorgundum ama çokta keyifliydim. Normal doğumun avantajını kullanıp hemen ayaklanabilmiş ve banyomu yapmıştım. Üstüne kocaman bir hamburger yemek istedim, kocamla beraber ısmarlayıp büyük bir keyifle yedik. Sonra da Arda ile ilk gecemize doğru yol aldık.

Sevgiler
Özlem


 

Zuhal ile Nihal SSVD (Sezaryen sonrası vajinal doğum)

21 Nisanda 40.haftamızı doldurduktan sonra bizi epeyce bekleten kızımıza sağlıklı sıhhatli bir şekilde kavuşturduğu için Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Bu doğum süreci bana çok önemli bir şeyi öğretti: sabırlı olmayı ve hayatta çoğu zaman yanıldığımızın aksine her şeyi kontrol altına alamayacağımızı…

Doğum vakti yaklaştıkça normal doğum için şartların gerçeklemesini beklerken, bunun ne bizim elimizde, ne de doktorun elinde olmadığını anlıyor insan. Hem bebeğin gelmesini ve sancıları beklerken, hem bebeğin doğum kanalına girip başını yerleştirmesini beklerken, hem de sancıları çekerken insan sabırlı? olmayı? öğreniyor.
Hamileliğimin 4.ayından sonra ssvd denemeye karar vermiştim sanırım, arkadaşım Zekiye Baykul’un teşvik ve destekleriyle… Bu süreçte elimden geldiği kadar bilgilenmeye ve kendimi doğuma hazırlamaya çalıştım. İkinci doğumumu normal doğum şeklinde yapmak istiyordum, ama önemli olan sağlıklı bir şekilde bebeğimize kavuşmaktı.  Biz deneyelim, olmazsa, gerekirse sezaryen de olabilir fikri de hep aklımızdaydı. Sezaryen olacaktıysa da bu planlı bir tarihte değil, yine bebeğimin karar verdiği ve dünyaya gelmek istediği tarihte olmalıydı. Doktorumla görüşüp ona güvendikten sonra ve aynı zamanda bizden yana da ona güven verdikten sonra ssvd için doğum vaktini beklemeye başladık.

Gebeliğimin  38.haftasında ssvd grupta duyurusunu gördüğüm doula çekilişine katılıp çekilişte kazanmak benim için çok güzel bir sürpriz olmuştu. Doula neydi aslında tam olarak bilmiyordum ama doğum sürecinde yanımda olacak bana güven verecek bir arkadaş bile olsa benim için çok iyi olacaktı. Sevgili doulam Özge (Dündar Taşkın) ile telefonla görüşüp tanıştık ve doğumdan önce bir kere görüşüp bir miktar nefes egzersizleri yaptık ve ona doğum tercihlerimi anlattım. Doğumuma çok az kaldığı için normalde uyguladığı eğitimler için vaktimiz olmadı.

40+3 te Çarşamba günü kontrole gittiğimde bebeğin başı hala yukarıdaydı. Doğum da başlamıyordu henüz.

Perşembe gecesi hafif sancılar başladı. Gece boyu devam etti ama sabah geçti. O günden başlayarak bir hafta boyunca her gece sancılanıp gündüz dinlendim. Son birkaç gece sancıların şiddeti epeyce artmıştı, sancılar hafifleyene kadar uyutmuyordu ve sancıları yatarak geçirmek çok zordu. 41+4 te gündüz hafifleyen sancılarımı tetikleyerek doğumu ilerletme kararı aldık. 3 cm açıklıkla 13:00 gibi hastaneye yatış yaptık. Yarım saat kadar hafif suni sancı desteği ile doğumum başlamış oldu. Bebeğimiz de 01:40 ta dünyaya geldi.

Yaklaşık 12 saatlik bu sürecin her anında doğum destekçim Özge’nin çok emeği var.( hikayemin bu kısmında biraz doulamdan bahsetmek istiyorum ki, benim gibi doulalıkla ilgili çok da bilgisi olmayan arkadaşlarla yaşadığım tecrübeyi paylaşayım.)

Normalde sancılarım başladığında Özge evime gelecekti ve hastaneye gidene kadarki süreci evde beraber atlatacaktık ama hem evimin hastaneye çok uzak olması, kıta değiştirecek olmamız yüzünden hastaneye gidişimizi çok geciktiremeyeceğimiz için, hem de sancılarımın biraz farklı bir şekilde gelişmesi nedeniyle Özge’nin eve gelmesi gerekmedi. Tedirgin ve heyecanlı bir şekilde gittiğim hastanede Özge’yle buluşmak, rahatlamamdaki ilk aşama oldu. Az sonra doktorumu da güler yüzü ve sakin tavırları ile yanımda görmek beni daha da rahatlattı. Sancı odamıza alındıktan sonra Özge’nin içinde herşey olan çantasından çıkardığı doğal kokular, mumlar, masaj yağları, kalpli kurabiyeler ve her işe yarayan mavi şal sayesinde (hem karnımı sıcak tutmak için jeli bağlamaya, hem de floresanın üzerine örterek odayı loş ışıklı hale getirmeye yaradı aynı şal) oda, hastane odasından çıkıp bir keyif odası haline dönüştü. Güzel bir limon kokusu eşliğinde kuş ve su seslerinin eşlik ettiği müziklerle Özge’nin telkinleri bir araya gelince hipnobirthing’deki gevşemeleri uygulamak daha kolay oldu.  Zaman zaman da hareketli müziklerle,  gelen dalgalarla pilates topu üzerinde zıplayarak baş etmeye çalıştık. Pilates topumuz da genel olarak çok işe yaradı. Sancılar yürümeme engel olmadan bir ara dışarıya çorba içmeye bile gittik. Sürecin 7-8 saatlik kısmı bu şekilde çok sıkılmadan ve usanmadan geçti. Sonrasında dalgaların şiddeti arttıkça her gelen dalgayı Özgenin masajları ile karşıladık. Özge sürekli bana telkinlerde bulunuyordu, her gelen sancıda nefesime odaklanmamı, kendimi kaybetmememi, az sonra bir dalganın daha geride kalacağını söylüyordu sürekli. Hem doktorum hem de özge çok iyi gittiğimi, sancıları çok iyi karşıladığımı söylüyorlardı ama bunu beni motive etmek için mi söylüyorlardı, yoksa gerçek miydi bilemiyorum, çünkü bana çok zor geliyordu… J

Birkaç saat sonra ben sancılardan ve Özge’nin telkinlerini dinlemekten usanmıştım ama o saatlerce her dalgada bana benzer şekilde destek olmaktan yorulmamıştı. (hatta son zamanlarda yeter artık, sus diye kendisine kızdığımı da hatırlıyorum. Umarım halimi anlayarak hoş görmüştür:) bu süreçte vaktinin çoğunu yanımızda geçiren doktorumdan da Allah razı olsun. Beni hiçbir şekilde endişeye sokmadan, çok esnek, rahat tavırlarıyla bana çok yardımcı oldu. Mesela çok az tuşe yaptı, hiçbir şekilde, öyle olmazsa böyle olur vs diyerek beni endişelendirmedi (hatta kendi endişelerini bile sakladı benden). Eğer benim takatim kalmış olsaydı özge doğum masasına alınmadan doğurabilmem için çokça sabır telkin etti, doktorum da istediğim pozisyonda kalmama müsaade etti. Ama artık hiç gücüm ve takatim kalmamıştı. Doğum masasına doktorum ve özge kollarımdan tutarak gidebildim ancak. Biraz müdahale ile de doğum masasında çok kalmadan, kısa süre sonra bebeğimin kordonu kesilmeden kucağıma verdiler. O anı yaşadığıma gerçekten inanamıyordum. Çok zordu, burada birkaç saat diye kısa bir zaman dilimiymiş gibi bahsettiğim süre geçmek bilmemişti sanki ama Allah’ın yardımıyla olmuştu işte. Hem bebeğim hem ben sağlıklıydık. Hemen emziremedim, çünkü hem kollarımda bebeği tutacak gücüm yoktu, hem de bebeğe oksijen verilmesi gerekti. Doktorumun dediği gibi  doğum olayını ilmel yakin şeklinde, sadece bilgi olarak biliyordum. Şimdi hakkal yakin oldu. Yaşayarak tecrübe etmiş oldum.

Bu süreçte bana her zaman ve her şekilde destek olan eşime; bana doktorluğunun yanında abla sıcaklığıyla davranan, beni sevdiğini ve iyiliğimi istediğini hissettiren, kendisine duyduğum güvenle ve rahat tavırlarıyla beni endişelenmekten ve stresten uzak tutan sevgili doktorum Saliha Hanım’a ; gününün tamamını yanımda geçirerek her sancımda gerçek anlamda yanımda olan, benden daha çok ssvd için uğraşan ve doğumdan sonra bebeğimin ilk fotoğrafını çekip yanağımdan öperek gecenin bir yarısı evinin yoluna düşen sevgili Doulam Özge’ye ne kadar teşekkür etsem azdır. Onlar olmasaydı belki de yolu tamamlayamazdım.

3 Mayıs 2013

 

Bu yazıyı paylaş
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrPin on PinterestShare on Google+Print this pageEmail this to someone